Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Emily Dİckinson Sunumum

  BİR SAAT BEKLEMEK ÇOK UZUN İŞ Bir saat beklemek çok uzun iş,  Aşk biraz ötede duruyorsa, Kısadır sonsuzluğu bekleyiş,  Sonunda aşk armağanı varsa… Netflix dizi de yapmış Emily Dickinson'u  Dickinson dizisinin tanıtım videosunda Emily'nin "Değeri olan bir şeyler yapmak istiyorum. Çok karanlık bir zamandayız. Şiddet. Acı. Şiirimle iyileştirmek istediğim şeyler bunlar." sözlerine tanık oluyoruz. Yarım saatlik bölümlerden oluşan komedi dram dizisi Dickinson, 19. yüzyılın toplumsal cinsiyet koşullarına, toplumsal gerçeklerine ve tabii Emily Dickinson'ın aile yaşamına değiniyor. Emily hep beyaz giymesi, odadan çıkmaması ile farklı  bir karakter ve televizyoncuların ilgisini de çekmiş tabi. Ben daha çok şiirine değineceğim. 

Elbise giydim

  Geçen çarşamba üniversiteden arkadaşlarla Kanyon'da buluşacağız, ne zamandır gitmediğim bir mekan, arkadaşları da pek sık gördüğüm söylenemez.  Hava şansımıza soğuk, yağmurlu ama ben pandemide kışın sürekli giydiğim yünlü taytlarım ve kazaklarımı bir köşeye atıp, uzun süre sonra elbise giydim. Modacı Burkindy, “Dışarı çıktığımızda kendimizi ifade etme ihtiyacı duyarız. Herkes kim olduğunu, giysileriyle yansıtır” diyor, biz bu pandemide kim olduğumuzu  da unuttuk aslında.  Ben elbise giymeyi severim, şık olmak istediğimde genelde elbise giyerim. Ama son iki yılda covid döneminde bir tayt, kazak, eşofman altı, sweatshirt girdabına girdim. İki üç parça eşya sadece giydiklerim.  Yeni bir şey de almıyorum. Alışveriş yapma, vitrin bakma, giyinip, süslenme, ayna karşısında onu çıkarıp, bunu giyme alışkanlıklarımı da kaybetmişim. Elbiseler gardrobun en arkalarında, kararlı bir şekilde bordo rahat bir elbise giydim.  Elbiseyi giydim de külotlu çorap giymek zor geldi.  Rahatsız da oldum, b

Cenap Şahabettin'in metruk köşkü ile başlayan bir edebiyat macerası

Pandemi yasakları yeni kalkmıştı, Istanbul'u yazıyorum grubunda tanıştığım, Bakırköylü arkadaşım Sevgili Ayşenur Ruyan ile uzun bir aradan sonra buluşmuş, Bakırköy sokaklarında dolaşıyorduk. Hat Boyuna çıkarken Ayşenur sadece duvarları kalmış, metruk uzun süredir bahçesi otopark olarak kullanılan binayı gösterdi ve Cenap Şahabettin'in köşküydü dedi. Yıllar önce annesiyle karşı apartmanda bir Bakırköylü yaşlı hanıma misafirliğe gittiklerini, o hanımın Cenap Şahabettin'i tanıdığını da ekledi.  Ben evlendiğimde geldim Bakırköy'e yani 1993 yılında, o sıralarda bu binanın yıkık dökük te olsa ayakta olduğunu hatırlıyorum, zarif kendine has mimarisi ile de dikkatimi çekmişti. Kimlerin yaşadığını, eskiden nasıl olduğunu merak etmiştim. Sonra yakıldı, otopark yapıldı, gözümüzün önünde ve hep birlikte seyirci kaldık maalesef. Kendime de kızıyorum bu konuda.   Cenap Şahabettin'i ve yıkık konağını yazacağım dememden sonra kaç ay geçti yazamadım bir türlü...  Derken belki de es

Uyku ile Ölüm Kardeştir

  Bir öykü için çalışırken tatlı ölüm Thanatos konusunda okumaya başladım.  Yunan Mitolojisinde Gece Tanrısı Nyks'ın ikizleri  Hypnos -Hipnoz (uyku) ve Thanatos yani tatlı ölümdür.  Antik çağda insanlar Uyku ve Ölümün ilişkisini kardeşlik hatta  ikiz kardeşlik olarak düşünmüşler. Bizde de uyku ölümün kardeşidir diye bir atasözü vardır.  Sevdiğimiz insanlar için de ışıklarda uyuması temennisinde bulunuruz.  Araştırmalarım arasında bu tabloyu çok etkileyici buldum.  Viktorya döneminin ünlü ressamı  John William Waterhouse iki kardeşi veremden ölünce bu tabloyu yapmış. Hipnoz'un elinde afyon çiçekleri var ve aydınlıkta, başını ise karanlıktaki kardeşi Thanatos'a dayamış. Başını arkaya atmış Thanatos, ayak ucunda da hiç yanından ayırmadığı liri.    Thanatos lir çalar ve sarayında lir çalan periler bulunur.   Arka plan hem tabloya derinlik katıyor hem de insanı büyülüyor,  geceye açılıyor resim ve ayışığı var.  Şiirsel bir atmosfer yaratmış ressam.   Thanatos çok güçlü bir imge

Aşiyan Mezarlığı ve Boğaziçi yıllarım

  "Bir kenti tanımanın en bilindik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini nasıl sevdiğine ve nasıl öldüklerine bakmak lazımdır" demişti A.  Camus.. Erhan bey etiketlemiş beni yazar mısın demiş, İstanbul’u yazıyorum grubuyla başladık kenti ve belleğini yazmaya ve devam ettik. Bu cümleye de yazılır doğrusu ama yazarım dedikten sonra klavyemin başına geçemiyorum bir türlü, Ailede hastalıklar, 5. Aşının beni yorgun düşürmesi gibi bahanelerim de var. Bahanelerin en önemlisi sanırım Gazhane Belleği çalışmasında yazmaya çalıştığım öyküm. Havagazı tesisi çalışanlarını dinliyoruz kaç haftadır, onların anılarından öykü yazmaya çalışıyoruz. Ben gaz nedeniyle ölen bir yaşlı hanımı seçince özellikle ölümle haşır neşir oluyorum bu aralar. Thatanos üzerine yazılar okumak, Sadık Hidayet’ten cümleleri anımsamakla geçiyor son hafta.   Yeni yılda ve etrafta kovit varken iç açıcı bir konu değil biliyorum da kapıldım anının büyüsüne gidiyorum. Yaşayan

Santa Maria Draperis Kilisesi - İstiklal Caddesi Gezileri

  İstiklal'de dik merdivenlerle inilen bu kiliseye ilk fotoğraf çekmek için 80'lerin sonunda gitmiştim. Çok karanlık bir mekandı, bir çok tablo vardı, eski zamanlardan kalma olduğu her halinden belliydi. Ürperdiğimi hatırlıyorum.  Istiklal Caddesinde daha çok St. Antuan kilisesine giderim, orada sergiler, müzik etkinlikleri olur çok sık. Gezimizde de önce St. Antuan'a uğradık,  avlusu, çam ağaçları, içi... bence  çok aydınlık bir kilisedir, Santa Maria Dreperis ise daha gizemli.  Restorasyondan sonra artık ürperme hissi duymuyorum, mekana girince.  Ama  Kitap Kulübü gezimize kadar yani  uzun zamandır da girmemişim bu kiliseye. Tabloları, heykelleri, ikonaları ile çok etkileyici buldum bu ziyaretimde.  Hikayesine gelince : Santa Maria Draperis Kilisesi, ilk olarak 1453 yılında Sirkeci’de kurulmuş bir Fransisken kilisesidir. Fransiskenler, gerçek bir Hristiyanın her türlü madde değerden yoksun olarak yaşaması gerektiğine inanan ve sürekli seyahat ederek insanları günahlarında

Zamir - Hakan Günday

 Hakan Günday kitap kulübü olarak yabancısı olmadığımız bir yazar. Daha önce Azil ve Daha romanlarını okuduk, Daha'nın filmine de gittik.  Ben yıllar önce Az'ı da okumuştum. 23 yaşında Kinyas ve Kayra gibi bir küt roman yazarak edebiyat evrenine dahil olmuştur. Sert romanlar yazar.  Argo, Alkol, Uyuşturucu, Cinsellik, Ensest, hırsızlık, cinayet, sapkınlık, delilik, yalnızlık, farklılık vardır kitaplarında.   Daha çok yeraltı edebiyatının güçlü bir sesi olarak algılansa da kendisi yeraltı edebiyatında sınırlanmayı kabul etmez. Ona göre yazarlar kategorize  edilmemelidir. Her eser ayrı bir edebi akımdır. Ekşi sözcükte çok fazla entry var hakkında, en çok her seviyede Hakan Günday okuma rehberini sevdim.  Hayatın içinde olup da yadsımamamız gereken, modern ve popüler edebiyatın el atmaktan çekinip halının altına attığı, bazılarımızın hayata anca bu şekilde tutunabildiği konulardır bunlar. hem de modern edebiyata dil, biçim, içerik ve üslup açılarından külliyen bir karşı çıkıştı