Ana içeriğe atla

Drive my car - Araba Sevdası


Taşlık sahaf kafede  Murat Can Aşlak'ın sunumunda filmin vizyona gireceğini öğrenmiştim. Murakami'nin Kadınsız Erkekler adlı öykü kitabından bir hikaye Drive My Car,  Bir Beatles şarkısının adı aynı zamanda.  Murakami sevgim malum.  
Hemen gitmeli diye düşünmüştüm.




Pandemide sinemaya gitmek tedirgin edici, hele üç saatlik bir film için gitmek daha da zor geliyor insana. İlk gösterimlerde o nedenle gitmedik, Netflix'e gelir ve rahat seyrederiz diye de düşünüyorduk ama olmadı.  Sonunda Nisan başı gitmeye karar verdiğimizde Marmara Forumda saat 21:30'da günde tek seans oynadığını gördük. Çok geç bir saatti bizim için. Vizyonda başka nerelerde var diye aradık, Akmerkez'de sabah 11 seansı vardı. Bakırköy'den Akmerkez'e sabah erken gitme fikri de cazip gelmedi sonunda karşı yakaya baktık, Capitol'de 15 civarı bir seans vardı, gitmek için sözleştik ama beraber gideceğim arkadaşlardan biri korona olduğunu gelemeyeceğini söyledi sinema günümüzden önce. Onsuz da gitmek istemedik, sinema maceramız gerçekleşmeyince biz de bilgisayardan izledik filmi. 

Kısa bir öyküden üç saatlik bir film nasıl çıkar diye düşünüyordum,  yönetmen Ryûsuke Hamaguchi  Kadınsız Erkeklerdeki üç ayrı hikayeyi ustalıkla birleştirmiş filmde. Öykü genelde arabada oyuncu Bay Kafuku ve onun şoförü Misaki arasında geçiyordu filmde Kafuku'nun eşi Oto ile ilişkileri de uzun uzun anlatılmış, Cehov'un Vanya Dayı piyesinden öykü de sadece bahsedilirken film de çok tamamlayıcı bir rol üslenmiş.  

Üç saat geçti mi hakikaten? Yas, ihanet, özlem, acı, kaybediş gibi temalardan bahsetmesine rağmen de ruhum sıkılmadı. insanın kişisel ruh halinin ve içsel yolculuğunun fotoğrafını çeken Murakami’yi görsel dünyaya aktarmak hiç de kolay olmuyor aslında ama yönetmen bunu başarmış. 

Murakami öykü ve romanlarında cinsellik önemli bir rol oynar, filmin sevişme sahnesiyle başlamasına hiç şaşırmıyorum, sevişme sonrası Kafuku'ya hikâye anlatmayı ritüel haline getirmiş karısı Oto.  Ben hemen bu sahnelerde Kadınsız Erkeklerde Şehrazat öyküsünü anımsıyorum. Şehrazat sevişme sonrası öykü anlatırdı,  Oto, gizlice sevgilisinin evine giren genç bir kızın öyküsünden bahsettiği sırada, o öyküyü de hatırlıyorum. Kadınsız erkeklerde başka bir öykü kahramanı ... 

Çiftimiz çok mutlu görünüyor, sanata, birbirlerine tutkulu ama gerilimi de hissediyoruz. Murakami hikayelerinde zaten mutlu aşk yoktur.  Arabanın içinde oldukları sahnelerde, birbirlerini çok sevdiklerini söylüyorlar ancak Kafuku bununla sınırlı kalmıyor ve ekliyor: “Seni çok seviyorum ama araba kullanmana dayanamıyorum.” Bu cümle, ana karakterimiz Kafuku'nun arabasına duyduğu bağlılığın ilk işaretini simgelerken, çiftin yıllar önce bir kayıp yaşamış  olduğunu da bir kaç sahne sonrası anlıyoruz. 

Kahramanımız öyküde karısının ölmeden önce kendisini farklı erkeklerle aldattığını hisleriyle anlarken filmde fiziksel olarak karısını genç oyuncu partneriyle gören  ve hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam eden bir Kafuku karşımıza çıkıyor.

Kısa öyküyü perdeye taşırken Hamaguchi mekanı da değiştirmiş. Öykünün tamamı Tokya'da geçiyor, filmde ise Hiroşima önemli bir mekan.  Hikayenin ruhuna çok uygun bir yer Hiroşima bence ve anlatımı çok zenginleştirmiş.  Çöplük sahneleri de çok anlamlı. Özellikle kar gibi yağan çöpler çok iyi bir sahne bence. 

 Oto’yu kaybeden Kafuku, iki yıl sonra hayatından geriye kalanları bir araya getirebilmek için Hiroşima’daki bir sanat festivalinin teklifini kabul ediyor ve çok dilli bir tiyatro oyununu perdelemek üzere yeni bir yolculuğa çıkıyor.  Çok dilli bir oyun fikri de açıkçası çok hoşuma gitti. Öyküden olmayan bu kurguyu da çok beğendim. 


 Orjinal hikayede Tokyo’da sadece akşamları oyuna gidip gelirken Kafuku’nun araba tamircisinin tavsiyesiyle işe aldığı Misaki’yi, bu kez davet edildiği festival ayarlamıştır. 
Misaki sade genç bir kız olarak karşımıza çıkıyor. Makyaj yapmak ya da süslü kıyafetlerle pek ilgilenmiyor, ancak işini iyi yapıyor. Onun da kayıpları var, geçmişi problemli.

Misaki gece kulübünde çalışan annesini çocuk denilecek bir yaşta geceleri çalıştığı kulübe götürüp/getirmek için erken yaşta şoförlük görevini üstlenmiş. Misaki annesinin duygusal gitgelleri nedeniyle sevgi ve şiddetin sınırları arasında büyümüş ve annesi ile yaşadıkları köy evi heyelan altında kalınca kendisi kurtulsa da annesi hayatını kaybetmiş.

Filmde karısıyla birlikte olan genç oyuncuyu Kafuku  yönettiği tiyatro oyununa dahil ediyor. Aradan geçen iki yılda gözden düşmüş genç bir aktör haline gelen Takatsuki’de yaşamla ilgili cevaplar aramaktadır. Oto'yu özlemektedir, ona aşıktır.  Oto'yu bulmak için biraz da Kafuku'ya yaklaşmaya çalışmaktadır. Çok sakin görünmesine ramen şiddet eğilimli bir genç adam olması da karakterin ikilemlerini güçlendiriyor. 

Takatsuki farklı bir rol için başvurmasına rağmen Vanya Dayı rolü için seçiliyor, rolden memnun değil, kendinden daha yaşlı, önemli bir rolün üstesinden gelemeyeceğinden korkmakta olmasına rağmen rolü kabul eder.  Aslında Vanya'yı en iyi oynayacak kişi Kafuku'dur ama rolu Takatsuki'ye isteyerek vermiştir. İntikam mı almaktadır acaba?  Bu ikili arasındaki sohbetler de filmin önemli noktaları.  iki adam sohbetlere provalarının dışında devam ediyor.  
Otto seviştikten sonra  Takatsuki'ye de hikaye anlatmış ve Kafuki'ye anlattığının devamı bu hikaye. İki  kadınsız erkek arasındaki bu diyologlar da çok iyi bence.  Bir çok anlam çıkarılabilir.   Takatsuki karakteri de kadınsız erkeklerin başka bir öyküsü Kino'dan alınmış. Kino öyküsü de böylece filme derinlik kazandırmış. 

Öyküde olmayan yan karakterler de filmi daha derinlikli hale getirmiş. Filmde oyuna dahil edilen dilsiz bir Koreli oyuncu ve onun anlayışlı Japon kocası filme yeni bir boyut kazandırıyor. Japonya’nın Kore’yle kurduğu uzun süreli sömürge ilişkisi ve dilini yasaklaması gerçekliğini de düşününce yönetmenin ustaca bir gönderme yaptığını söylemek mümkün. 


Enteresan bir değişiklik te araba tercihinde karşımıza çıkıyor. Öyküde üstü açılan sarı bir Saab 900 Convertible vardı.  arabada sadece arabanın üstü açıkken sigara içilebiliyordu. Kafuku, sürekli sigara içen şoförü Misaki’ye arabanın üstü kapalıyken de sigara içesine izin verdiğinde artık yakınlık düzeylerinin somut bir biçimde arttığını hissettirmişti. Filmde araba yine bir Saab  ancak sarı değil kırmız ve üstü kapalı ve sun rooflu bir modeldi. Sigara detayı ise sunrooftan uzanan iki sigara içen elle karşımıza çıkıyor. Görsel ve simgesel olarak ben bu sahneyi de çok sevdim. 

Kafuku ve  Misaki oyun sahnelenmeden önce Misaki’nin köyüne arabayla uzun bir yolculuğa çıkıyorlar. Misaki karla kaplı köyün dışında yıkılmış evlerinin önünde  annesini kurtarabilecekken bunu yapmadığını itiraf ediyor. Kafuku'da  ona karısının kendisini terk etmesinden korktuğu için o gece eve bilerek geç geldiğini, oysa eve zamanında gelseydi karısının ölümüne mani olabileceğini anlatıyor. 

Misaki’ye “sen anneni ben karımı öldürdüm” diyor, Misaki “evet” diye yanıtliyor. Kafuku Misaka’ya sarılır ve “hayatta kalanlar ölenleri düşünmeye devam ediyor, yaşamaya devam etmeliyiz” der. Her ikisi de dolaylı da olsa en yakınlarındaki kişilerin ölümüne neden olduklarını itiraf eder ama her şeyin düzeleceğine olan inançla kader birliği yaparlar.

Filmin sonunda festivalde Misaka oyunu izlemektedir ve Vanya dayı olarak Kafuku olağan üstü oynarken, genç aktör yitip gitmiştir. 

Kim bu Hamaguchi? Murakami'yi gerçekten anlayan onun yazı dilini bana göre mükemmel bir şekilde beyaz perdeye aktaran yönetmen kim? 

1978 Japonya doğumlu. Tokyo Üniversitesi’nde Estetik Sanat alanında lisans eğitimi gördükten sonra, Film ve Yeni Medya Enstitüsü’nden mezun olmuş. Senaryolarını da kendi yazıyor. 

Locarno’da iki ödül kazanan Happî awâ (Happy Hour) ve Berlinale’den Jüri Büyük Ödülü ile dönen Guzen to sozo’nun (Wheel Of Fortune And Fantasy) ardından şeytanın bacağını kırarak Netemo sametemo (Asako I & II) ile Ana Yarışma’ya sızdığı Cannes’da bu sene üç ödül birden kazanıyor. Son işi Doraibu mai kâ (Drive My Car), övmelere doyulamayan metniyle kazandığı En İyi Senaryo’nun yanı sıra Evrensel Jüri ve FIPRESCI ödüllerinin de sahibi.

Murakami ile hiç karşılaşmamış, senaryoyu gönderdiğinde Murakami altı ay yanıt vermemiş Hamaguchi'ye. Tam projeden vazgeçecekken kabul mektubu almışlar.  Oscar kazanan ilk Japon yönetmen olmasını da Murakami'ye bağlıyor Hamaguchi. Dünya çapında, evrensel bir yazar, onun sayesinde aldık diyor ama sade, çarpıcı sahneleri, ustalıkla yazılmış senaryosuyla Murakami'yi çok iyi algılayıp yansıtmasıyla Hamaguchi edebiyat, sinema ikilisinin  beraber ne kadar güçlü olduğunu tüm dünyaya gösteriyor. 



Kadınsız Erkekler hakkında Pazartesi14.com'a yazdığım yazı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Angel Sergisi

Geçen hafta Facebook'ta Angel sergisinin duyurusunu gördüğümde gitmeliyim dedim. Duyurudaki görsel beni kendine çekmişti. Melek kavramı da ilgimi çektiğinden bir hikaye çıkarabilir miyim diye de düşündüm. Ayrıca yılbaşına yakın zamanda st. Antuan kilisesinde olmak da cazip geldi. Gider miyim, gitsem derken 18 Aralıkta açılan sergiye üç gün içinde iki ayrı arkadaş grubuyla gittim. Kısmet işte. St. Antuan kilisesinin alt salonunda sergi, avludaki büyük çam ağacını biraz geçip merdivenlerden aşağıya inerken kanatlı, gümüş bir heykel karşılıyor önce bizi, kapı girişinde de kızıl derilerin "dreamcatcherlarına" benzeyen bir dilek çemberi asmışlar. Loş salona girdiğimde öncelikle uhrevi bir müzik kulaklarıma doldu sonra bir bir melek heykelleri, tabloları fark ettim. Ambiyans bence olağanüstü. Eserler, eserlerin yanında o esere ait yazılar, şiirler... Uzun uzun gezdim, fotoğrafladım, melek kavramını düşündüm. Beni sergiye çeken eser, Luca Pignatelli'nin antik bi

Bir Nehir Roman : Mahur Beste, Huzur, Sahnenin Dışındakiler

Tanpınar'la tanışmam biraz geç oldu, 40'ından sonra buluştum onun metinleriyle. Önce Saatleri Ayarlama Enstitüsünü okudum sonra da Huzur'u, bir de Geçmiş Zaman Elbiseleri öyküsünü. Özellikle Huzur beni büyüledi ve kitapta sıkça adı geçen Mahur Besteyi de okuma listeme ekledim. Liste çok uzun olduğundan bir türlü kitaba vakit gelmedi tabi. Böyle parça parça okuyunca etkileyici bir yazar olduğunu düşünsem de Ahmet Hamdi Tanpınar'ın , gerçek dehasının tam farkına varamamışım. Bu sene atölyede tüm Tanpınar külliyatını okumaya niyet ettik, önce öyküleriyle başladık. önsözünde heykeltraş Zühtü Muridoğlu'na  ithaf ettiği Abdullah efendi hikayesinde özellikle rüyalar ve Abdullah ve Abdullah efendi ikiliği beni çok etkiledi, metnin içinde alt öyküleri bulmaya, Freudyen simgelere anlam yüklemeye çalışarak tam bir yaratıcı okuma yapmaya çalıştım, okuru zorlayan, süprizler içeren metinleri çok severim. Abdullah Efendi tekrar tekrar okuduğum ve gelecekte de okuyacağı

BİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ KISA TARİHİ

Renkli yaş alma seminerlerine gidiyordum, çarşambaları sabahın köründe deniz otobüsüne binip Kadıköy'e geçiyordum (niye bütün güzel etkinlikler Kadıköy yakasında hep merak ederim). Sevgili, Dublinliler, Bartleby, Kör Baykuş,...her ay bir kitap okuyor, dilini inceliyor, yazarla ilgili başka metinler okuyor, yazı denemeleri yapıyorduk. Ödevlerimi genelde son gece yapardım. Sabah önce açık bir yazıcı/fotokopici bulur, gece yazdıklarımın çıktısını alır sonra deniz otobüsüne koştururdum. Yolculuk boyunca da o çıktıları okur, düzeltir, başka unuttuğum ödev varsa yapar, kitabı okurdum. O gün yine çok meşkulüm yanıma da Hintli bir kadın oturmuş, kağıtlarımın içinde kaybolmuşken  döndü bana İngilizce editör müsünüz diye sordu. Ben editör ? Biraz konuştuk ona seminerleri anlattım, sonra damdan düşer gibi Orhan Pamuk'u sevip sevmediğimi sordu. Sevdiğimi ama başka iyi yazarlar da olduğunu söyledim. Kim dedi Yusuf Atılgan, Aslı Erdoğan adları geldi aklıma A slı Erdoğan