Ana içeriğe atla

Ralf Waldo Emerson

Emily Dickinson sunumun  için araştıma yaparken Emily'nin Emerson'dan çok etkilendiğini okudum. Geçen yıl Moderm/ Post Modern dersini alırken Emerson'ı da çalışmıştık. Üstelik derste Emerson ile Witgenstein beraber anlatılmıştı. Notlarımı çıkardım. Kısa bir Emerson yazısı hazırladım. 

Emerson, harika şiirsel cümlelerin yazarıydı, Amerikan tarihinin en alıntı yapılmaya müsait yazarlarından biridir. Günümüzde de sosyal medyada mottoları en çok paylaşılan kişilerdendir. 

Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz.

 "dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilirler."


"gördüklerim, görmediğimin varlığına inanmaya beni mecbur ediyor." 

"hayatınızı cesurca kabullenin, başarıya dönüştüğünü göreceksiniz." 

"alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir."


Amerikan transandantalizminin (aşkıncılık) en önemli temsilcisidir 

Transandantalizm ya da aşkıncılık ,  “deneyüstücülük”, 19 yüzyılın başlarında Ralph Waldo Emerson öncülüğünde başlayan Amerikan edebi, politik ve felsefe akımıdır. Transandantalizme göre kadın ve erkek eşittir. Dünyada en önemli şey bireyin kendisidir. Transandantal akım, o dönemin düşünce akımına ve insanlarının Tanrı’ya olan körü körüne bağlılığına tepki sonucu ortaya çıkmış ve insanın doğaya yönelmesini anlatan bir düşünce akımıdır. Transandantalistler’e göre “doğa” her şeyden üstündür. İnsan eğer tam anlamıyla doğa ile birlikte hareket ederse inancın, tanrının ya da gerçek kabul ettiği ne var, ise onun üstüne çıkabilceğini savunmaktadırlar. Transandantalizm, der ki; Şu ana kadar kabul ettiğimiz hiç bir gerçek, gerçek değildir. William Blake bu durumu bir şiirinde şöyle açıklamaktadır;.

Dünya’yı bir kum tanesinde,
Ve bir cennet yaban çiçeğinde görmek,
tutmak sonsuzluğu avucunun içinde,
Ve bir saat içindeki sonsuzluğu..

Önde gelen Transandantalistler; Ralph Waldo EmersonHenry David ThoreauMargaret FullerBronson AlcottOrestes BrownsonWilliam Ellery ChanningFrederick Henry HedgeTheodore Parker ve George Putnam'dır.

Bu akım dünyanın ve Tanrı'nın birliğine olan temel bir inanca dayanıyordu. Her bireyin ruhunun dünyayla aynı olduğu, dünyanın birebir bir mikrokozmozu olduğu düşünülüyordu. Kendine güven ve bireycilik doktrini, bireysel ruhun Tanrı ile kendini özdeşleştirmesine olan inançla gelişti.


 Ralf Emerson 19. yüzyılda ABD kimliğini yapılandırılmasında  çok önemli rolü olan bir figürdür.  Bugün doğumundan 200 yıl sonra, iktidar hakkındaki görüşleri, eski Avrupa'nın reddedilmesi ve kişisel bir tanrıya olan inancı, Amerikan kültürünü ve siyasetini hala etkilemektedir.

Stanley Cavell, Emerson'un Amerikan kültürüne olan felsefi katkısını anlattığı kitabında, Nietzsche ve Heidegger'le kıyaslanacak bir figür olduğunu ve aslında her ikisinin de Emerson'dan etkilendiğini vurgular.

Nietzsche, "kendimi Emerson'a o denli yakın buluyorum ki onu övmekten çekiniyorum çünkü kendimi övmüş gibi olmaktan korkuyorum" demişti.

Emerson, 1803 yılında Boston'da doğdu. Babası ve dedesi Protestan papazıydı. 1826 yılında Harvard Üniversitesinden mezun oldu.papaz oldu,  ancak çok hasta olduğu için bir sonraki bahara vaaz vermeye başlayamadı. Evlendiğinde Boston'da rahip olarak göreve başladı, evlendikten  18 ay  sonra eşi Ellen tüberküloz dan öldü.  Karısının ölümünden kısa bir süre sonra Emerson kiliseden istifa etti. İnanç krizi yaşadı, Tanrıya inancında vardı ancak kurumsallaşmış dine karşıydı. Biçimsel dinin geçerliliğini yitirdiği kanısına varan Emerson 1832-33 yıllarında ilk İngiltere yolculuğuna çıktı. Wordsworth, Landor, Coleridge, John Stuart Mill ve Carlyle'ı tanıdı.

Boston'a döndüğünde kendini gezilere ve konferanslara veren Emerson böylece ülkenin tümünü yakından tanıma olanağı buldu. 1835'de Concord Massachusetts'de bir ev aldı ve ikinci eşi Lydia Jackson ile evlendi. Concord'da Nathaniel Hawthorne ve Henry David Thoreau ile dost oldu. Eskiden verdiği vaazların yerini konferansları aldı. Zamanla ünü ABD'yi aştı, Avrupa'ya kadar yayıldı.

Aydınlanma geleneğini ABD'ye getirdiği söylenir. Onun için, deneyim sadece dünyayı izlemek demek değildir, aynı zamanda zihnimiz de dünyaya açılır Bu Kant'ın görüşüne benzer. Emerson için insanlar dünyada aktif olarak yaşayarak deneyim yaratırlar.

Emerson, önemli makalelerinin çoğunu önce ders olarak yazdı ve daha sonra baskı için revize etti. İlk iki deneme yazısı olan Denemeler: Birinci Seri (1841) ve Denemeler: İkinci Seri (1844), düşüncesinin özünü temsil eder. Bunlar, iyi bilinen "Öz-Güven", "Aşırı Ruh", "Çemberler", "Şair" ve "Deneyim" gibi makaleleri içerir.



Deneme 1-Deneyim.

Denemenin başında Emerson keder / yas tutmak konusu ile ilgilenir. Bunu yazmadan kısa bir süre önce oğlu Waldo beş yaşında ölmüştür. Makalede, bu travmatik olayın anlamını yansıtıyor.

Keder  ya da Yas nedir ?

Kederliyken gerçeğin keskin zirvelerine ulaşacağımızı, gerçekliği anlayacağımızı umut ederek acı çekeriz. Ama keder aslında çok sığ bir duygudur.

Rutin bir hayatımız olduğunu çok sıradan yaşadığımızı düşünelim. Aynı saatte işe gidiyoruz, işten aynı saatte dönüyoruz, hep aynı ortamdayız. Bu rutinde aslında yaşamıyoruz, yaşam coşkumuz yok ve kötü bir şey olsa bile, yani başımıza kötü bir şey gelse bile aslında içten içe memnun oluruz, o krizi isteriz. Çünkü canlanmışızdır. Rutini kırmış ve yaşamaya başlamışızdır.

Emerson, 'kederin bana öğrettiği tek şey, ne kadar sığ olduğunu bilmek'  dediğinde bizi bu konuda uyarıyor’

Size ‘gerçeğin içindeki gerçek’ duygusuna ulaşmak için keder arıyorsanız,ki sizin dünyayı anlamanızı sağlamayacaktır, hata yapıyorsunuz. :-

bizimle hedeflediğimiz ve konuştuğumuz şeylerle aramızda büyük bir deniz var, sessiz dalgaları kıyıya vuran. Bizi canlı hissettirmek için yaraya ihtiyacımız yok, yaşıyoruz.

Yapabildiklerimizi canlandırıyoruz ve sadece canlandırdığımız şeyleri görüyoruz. Doğa ve kitaplar sadece onları gören gözlere aittir.

Kant, " sadece aklımızla ne yaptığımızı biliyoruz.” Aklımız dünyayı makul bir biçimde inşa ediyor, böylece dünyayı anlamlandırıyoruz. Emerson deneyim diyor.

Büyük ödüllere kavuşmak için analizler yapmanız gerekmez, en iyi yol otobandır yani highway….





Başka bir deyişle, insanların gerçek olup olmadığını, bir deneyimin sayılıp sayılmadığını, birinin otantik veya dürüst olup olmadığını analiz etmeye çalışmayın. Yola çık, hayata dönün. ‘Her şey iyi karayolu üzerinde’ kavramı birçok gezginler ilham verdi.




Emerson için bu tür bir deneyimin düşmanlarından biri hafızadır. Geçmişe odaklanmanın şimdiki zamanda tam olarak yaşama yeteneğimizi nasıl engellediğinden bahsediyor.

Dünle ilgili endişeler, asla geri ödeyemeyeceğimiz bir borçtur ve etrafımızdaki dünyayı canlandırmaktan günümüze tam olarak katılmamızı önler. Nietzsche, tarihe olan saplantımızın, hafızamızı geliştirmemizin, aynı zamanda bir suçluluk duygusu olduğunu düşündü. Burada Freud'un yankıları da var, çünkü geçmişin gitmesine izin veremememiz bize hatıralardan acı çekmemize neden oluyor. Emerson için geçmişten öğrenme şimdiki kaçınmanın bir yoludur.

Deneme 2 - “Özgüven

“Hayallerinizi ekin, mucizeler yetişsin!”

insanın vicdanını ve sezgilerini yaşamın her alanında dayanak noktası olarak aldı. Hemen her cümlesinde ise bağımsız ve özgüven sahibi bir birey olarak yaşamanın gerekliliğini anlattı. Biraz yaşam koçu gibi geliyor bu çağda baktığımızda ama o dönem için çok yeni öğretiler.




Emerson ilk deneme kitabını 1841'de yayınladı ve ikinci bir cildi 1844'te yayınladı. Geniş kapsamlı konuşmaya devam etti ve 1842'de New York'ta "Şair" başlıklı bir konuşma yaptığı biliniyor. Seyircilerden biri genç bir gazete muhabiri Walt Whitman'dı.

Geleceğin şairi, Emerson'un sözlerinden büyük ölçüde ilham aldı. 1855'te Whitman, klasik kitabı Leaves of Grass'ı yayınladığında, Whitman'ın şiirini öven sıcak bir mektupla yanıt veren Emerson'a bir kopya gönderdi. Emerson'un bu onayı, Whitman'ın bir şair olarak kariyerine başlamasına yardımcı oldu.

Emerson ayrıca, Concord'da tanıştığı sırada genç bir Harvard mezunu ve okul öğretmeni olan Henry David Thoreau üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Emerson, bazen Thoreau'yu el işleri ustası ve bahçıvan olarak çalıştırdı ve genç arkadaşını yazmaya teşvik etti.

Thoreau, Emerson'a ait bir arsa üzerine inşa ettiği bir kulübede iki yıl yaşadı ve deneyime dayanarak klasik kitabı Walden'i yazdı .

Ralph Waldo Emerson'la karşılaşmadan 19. yüzyılda Amerikan edebiyatını öğrenmek imkansızdır. Etkisi derindi ve makaleleri, özellikle "Kendine Güven" gibi klasikler, yayınlanmalarından 160 yıl sonra hal
a okunmakta ve tartışılmaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Angel Sergisi

Geçen hafta Facebook'ta Angel sergisinin duyurusunu gördüğümde gitmeliyim dedim. Duyurudaki görsel beni kendine çekmişti. Melek kavramı da ilgimi çektiğinden bir hikaye çıkarabilir miyim diye de düşündüm. Ayrıca yılbaşına yakın zamanda st. Antuan kilisesinde olmak da cazip geldi. Gider miyim, gitsem derken 18 Aralıkta açılan sergiye üç gün içinde iki ayrı arkadaş grubuyla gittim. Kısmet işte. St. Antuan kilisesinin alt salonunda sergi, avludaki büyük çam ağacını biraz geçip merdivenlerden aşağıya inerken kanatlı, gümüş bir heykel karşılıyor önce bizi, kapı girişinde de kızıl derilerin "dreamcatcherlarına" benzeyen bir dilek çemberi asmışlar. Loş salona girdiğimde öncelikle uhrevi bir müzik kulaklarıma doldu sonra bir bir melek heykelleri, tabloları fark ettim. Ambiyans bence olağanüstü. Eserler, eserlerin yanında o esere ait yazılar, şiirler... Uzun uzun gezdim, fotoğrafladım, melek kavramını düşündüm. Beni sergiye çeken eser, Luca Pignatelli'nin antik bi

Bir Nehir Roman : Mahur Beste, Huzur, Sahnenin Dışındakiler

Tanpınar'la tanışmam biraz geç oldu, 40'ından sonra buluştum onun metinleriyle. Önce Saatleri Ayarlama Enstitüsünü okudum sonra da Huzur'u, bir de Geçmiş Zaman Elbiseleri öyküsünü. Özellikle Huzur beni büyüledi ve kitapta sıkça adı geçen Mahur Besteyi de okuma listeme ekledim. Liste çok uzun olduğundan bir türlü kitaba vakit gelmedi tabi. Böyle parça parça okuyunca etkileyici bir yazar olduğunu düşünsem de Ahmet Hamdi Tanpınar'ın , gerçek dehasının tam farkına varamamışım. Bu sene atölyede tüm Tanpınar külliyatını okumaya niyet ettik, önce öyküleriyle başladık. önsözünde heykeltraş Zühtü Muridoğlu'na  ithaf ettiği Abdullah efendi hikayesinde özellikle rüyalar ve Abdullah ve Abdullah efendi ikiliği beni çok etkiledi, metnin içinde alt öyküleri bulmaya, Freudyen simgelere anlam yüklemeye çalışarak tam bir yaratıcı okuma yapmaya çalıştım, okuru zorlayan, süprizler içeren metinleri çok severim. Abdullah Efendi tekrar tekrar okuduğum ve gelecekte de okuyacağı

BİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ KISA TARİHİ

Renkli yaş alma seminerlerine gidiyordum, çarşambaları sabahın köründe deniz otobüsüne binip Kadıköy'e geçiyordum (niye bütün güzel etkinlikler Kadıköy yakasında hep merak ederim). Sevgili, Dublinliler, Bartleby, Kör Baykuş,...her ay bir kitap okuyor, dilini inceliyor, yazarla ilgili başka metinler okuyor, yazı denemeleri yapıyorduk. Ödevlerimi genelde son gece yapardım. Sabah önce açık bir yazıcı/fotokopici bulur, gece yazdıklarımın çıktısını alır sonra deniz otobüsüne koştururdum. Yolculuk boyunca da o çıktıları okur, düzeltir, başka unuttuğum ödev varsa yapar, kitabı okurdum. O gün yine çok meşkulüm yanıma da Hintli bir kadın oturmuş, kağıtlarımın içinde kaybolmuşken  döndü bana İngilizce editör müsünüz diye sordu. Ben editör ? Biraz konuştuk ona seminerleri anlattım, sonra damdan düşer gibi Orhan Pamuk'u sevip sevmediğimi sordu. Sevdiğimi ama başka iyi yazarlar da olduğunu söyledim. Kim dedi Yusuf Atılgan, Aslı Erdoğan adları geldi aklıma A slı Erdoğan