Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zamir - Hakan Günday

 Hakan Günday kitap kulübü olarak yabancısı olmadığımız bir yazar. Daha önce Azil ve Daha romanlarını okuduk, Daha'nın filmine de gittik.  Ben yıllar önce Az'ı da okumuştum. 23 yaşında Kinyas ve Kayra gibi bir küt roman yazarak edebiyat evrenine dahil olmuştur. Sert romanlar yazar.  Argo, Alkol, Uyuşturucu, Cinsellik, Ensest, hırsızlık, cinayet, sapkınlık, delilik, yalnızlık, farklılık vardır kitaplarında.   Daha çok yeraltı edebiyatının güçlü bir sesi olarak algılansa da kendisi yeraltı edebiyatında sınırlanmayı kabul etmez. Ona göre yazarlar kategorize  edilmemelidir. Her eser ayrı bir edebi akımdır. Ekşi sözcükte çok fazla entry var hakkında, en çok her seviyede Hakan Günday okuma rehberini sevdim.  Hayatın içinde olup da yadsımamamız gereken, modern ve popüler edebiyatın el atmaktan çekinip halının altına attığı, bazılarımızın hayata anca bu şekilde tutunabildiği konulardır bunlar. hem de modern edebiyata dil, biçim, içerik ve üslup açılarından külliyen bir karşı çıkıştı

Abdülrazak Gurnah - Kültürler ve kıtalar arası sömürgecilik, göç, farklılık

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, 2021 Nobel Edebiyat Ödülü'nün Zanzibar doğumlu yazar Abdulrazak Gurnah'a verdiğini açıklarken   Gurnah'ı, "Kültürler ve kıtalar arasında sömürgeciliğin etkilerine ve mültecilerin kaderine yönelik tavizsiz ve merhametli tavrı" nedeniyle övdü. Nobel Edebiyat Komitesi yaptığı açıklamada, "Gurnah'nın gerçeğe olan bağlılığı ve basitleştirmeden kaçınması dikkat çekicidir" ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti: "Basmakalıp betimlemelerden uzak duran Gurnah'ın romanları gözlerimizi, dünyanın başka yerlerinde, insanların pek de aşina olmadığı, kültürel olarak çeşitlendirilmiş bir Doğu Afrika'ya bakmamızı sağlıyor." Abdulrazak Gurnah, düne kadar tanınmış ya da çok okunan bir yazar değildi. Nobel'i kazanması da sürpriz oldu. Nobel ödülü açıklandıktan sonra örneğin Almanya’da Gurnah romanlarının 2010’dan beri yeni baskılarının yapılmadığı ortaya çıktı. Ben de ilk kez duydum onun adını, kitap kulübümüzde

Saloz’un Mavalı

Bu akşam Cem Karaca Kültür Merkezinde yine çok iyi bir oyun seyrettik.  Hiç dekorsuz, siyahlar giymiş oyuncuların sadece ellerindeki beyaz, siyah fularlar ve bir korkulukla gerçekleştirdikleri bir Performans.  Gencecik bir kadro hepsi çok güzel oynuyor.   Sallanan bir salı bugün bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, tüm gün dolar artışı devam etmiş, ruhum ağır, yorgunum, endişeliyim ama oyuna geldiğime çok memnun oldum. Peter Weiss'in yazdığı Saloz’un Mavalı 70’li yılların başında Türkiye’de sahnelenmeye başlamış,  ve ardından oyunun çevirisi kitaplaştırılarak basılmış ve . Avrupa’nın öte ucundaki Portekiz faşizmini ve sömürgeciliğini eleştiren kitap 12 Mart cuntasının gazabına uğramış. K itabın çevirmeni Can Yücel ve yayınevi hakkında dava açılmış .  Sonunda Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi sanıkların beraatına karar verse de böyle bir davanın açılmış olması bile düşündürücüdür. Çok evrensel ve her zamana yere uyarlanabilecek bu oyunu doların sürekli arttığı bu  tuhaf salı günü izle

Beyoğlu Kültür Yolu Festivali

 Uzun zamandır ilk kez  BakırköyTaksim dolmuşlarına biniyoruz. İstiklal caddesine hem pandemi hem de caddenin Araplaşması nedeniyle uzun süredir gitmemişiz.  Beton meydanda o beton ve bizce estetik yoksunu cami bizi karşılıyor. Onu görmezden geliyor ve bakışlarımı AKM'ye doğru çeviriyorum. AKM benim açımdan çok önemli. 1982 yılında Üniversiteyi okumak için anneannemin yanına Istanbul'a gelmiştim. Ankara'da cuma akşamları Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının konserlerine gitmeyi çok sevdiğimden Istanbul'da da Klasik müzik konserlerinin peşine düşmüş ve kardeşimle AKM'de cumartesileri 11'de konserlere gitmeye başlamıştık. Daha sonra üniversite arkadaşlarım da konsere ilgi duydular. Onlara da bilet almaya başladım. Cumartesi erken uyanır, 4. Levent'ten Taksim'e gidip, bilet kuyruğuna girerdim. Ertesi haftanın bileti bir hafta önceden çıkardı ve AKM konserleri için uzun bir kuyruk olurdu. Biletleri alınca Sütiş'te çay içer, sonra da arkadaşlarımla bulu

Deli Şair -Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin öykülerini ilk çocukluğumda okudum, okul kitaplarımızda vardı, Kaşağı, Pembe İncili Kaftan, Diyet... televizyon filmi de olmuştu diye hatırlıyorum. Çocuk belleğimi çok etkilemiş öykülerdir.  Aslında çocuklara uygun hikayeler mi onu bilmiyorum çünkü o ağır yalan söyleme sonuçları,  ölüm, diyet olarak kol kesme, fakir ama çok gururlu olup kaftanı yerde bırakma beni çocukken üzmüş, rahatsız etmiş, sert baba, katı toplum, katı kurallar ve karanlık ölüm konularında  çocuk belleğimi zedelemişti.  Söz konusu öykülerin çocuk öyküsü mü değil mi tartışmaları halen yapılsa da  çok güçlü öyküler olduğunu da söylemeden edemeyeceğim.  Yetişkinler için diye kategorize  edilen öykülerini  de çok severim. Örneğin gurultu. Evlendiği gece karısının karın gurultusu nedeniyle onunla yatamayan adamın öyküsü çok psikolojik bir şekilde anlatılmaktadır. Kadın zengindir adam onunla evlenerek Boğazda yalıda yaşayacaktır, ama ah o gurultu... Freudyen bir bakışla incelenmesi gereken bir öyküdür. 

James Bond Veda Ediyor, Ölmek İçin Zaman Yok

    James Bond filmlerindeki  aktörün  vedasında hep hüzünlenirim, 007 bile zamana direnemez ve yaşlı bir aktör olarak veda eder, yeni bir Bond'la seri devam eder. Yaşamın acımasızlığı işte.   İngiliz yazar  Ian Fleming ’in 1953 yılında yarattığı 007 James Bond karakteri, yaklaşık 60 yıldır kültür dünyamızın önemli karakterlerinden birisi.  İlk defa 1962 yılında  Dr. No  filminde  Sean Connery ’nin canlandırdığı Bond, yıllar içerisinde  George Lazenby, David Niven, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan  ve son olarak  Daniel Craig  tarafından canlandırıldı.  Sean Connery'nin sinemalarda olduğu döneme yetişememiştim, onu Tv'den izledim, beyaz takım elbiseleri, yakasına kondurduğu karanfil. Centilmen ama tehlikeli. Çapkın, maço, karizmatik.  Ondan sonra  David Niven ve George Lizenby'ı Bond olarak seyrettiğimi hiç hatırlamıyorum. David Niven'i severim ama onu Bond olarak da düşünemedim.  Roger Moore'u ise epey hatırlıyorum. Çok yakışıklı ve kibardı. Kaygısız

Rothko - Büyüleyici renkler, meditatif kareler

  "Kalbimin çarpıntısını tarif edemem. Sanatla onlarca yıl içiçelikten  sonra   bile, duyularımı açıklanamayan bir şekilde karıştıran bir esere rastladığımda hala ara sıra küçük bir thumpa thumpa (bazen büyük bir thumpa thumpa) hissediyorum", yazmış bir sanatsever bloğunda. Ben de saatlerce büyük bir Rothko tablosuna bakabilirim. Müzede büyülenmiş oturabilirim diye düşünüyorum.  Bu bir Stendal Sendromumu hani Freud'un Musa Heykelini ilk gördüğü andaki kalp çarpıntısı gibi mi bu duygu ya da  Proust'un olağanüstü eseri Kayıp Zamanın İzinde‘nin romancı kahramanı Bergotte  Vermeer'in Delft Manzarası tablosundaki ufak sarı lekeyi görmek için müzeye gidişi, orada esere bakarken kalp krizi geçirmesi gibi bir duygu mu?  Biraz Stendal sendromu biraz da bilinç altımızın derinliklerindekiler sanırım.  Bir şekilde bizi ruhsal bir yolculuğa da çıkarıyor Rothko.  Soyut Dışavurumcu olan Rothko, büyük ve genelde dikey halde tutulan tuvaller kullanmış ve farklı renge boyadığı ze