Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Korona günleri beni Harvard'lı yaptı.

Beni tanıyanlar bilir, evde pek oturmam, her gün bir programım vardır, koşturur dururum. Kurs, seminer, gezi, arkadaş toplantısı, tiyatro, sergi, konser, kitap kulübü, atölye, pilates... Korina günlerinde mecburen sokağa çıkmaya ara verince evde bunalım geçirmemek için bir şeyler yapmam gerekiyordu, evet kitap okuyorum, yazıyorum ama ekstra bir şeylere daha gereksinimim vardı. Harvard Üniversitesi  Masterpiece of the World Literature kursuna yazıldım. Akşam kompüter başına geçip Harvard'lı hocamı dinliyorum. İlk dersler Goethe hakkındaydı, videolarda Goethe'nin evi, İtalya, Weimar'dan anlattı dersleri hoca. Vurucu, kısa, bilgi dolu. Bir test ve sonrası grupça da tartıştık. Goethe okuyorum bu aralar. Bir de makale yazıyorum, Goethe ve dünye edebiyatı. Bu kavramı yani "dünya edebiyatı" kavramını bulan Goethe. Şimdi Gılgamış'a başlayacağız. Çok ilgi çekici bir kurs. Her gün takip edemesem de -işin ilginci evde de zaman yetmiyor - derslere keyifle devam edi

Corona Günlerinden önce - Arter'de Sergiler

Korona günlerinde hayal gibi geliyor ama biz on beş yirmi gün önce her ay yaptığımız gibi fakülteden arkadaşlarla İstiklal'de buluşmuştuk. Bir sergi gezip, yemek yiyecektik.   O zamanın rutin buluşması şimdi evden çıkamadığımız bu günlerde çok sürrealeşmiş. Günü anlatmaya başlamışım ama korona yükselmeye başlayınca yazmaya devam edememişim, şimdi oturdum bu günlerin ışığında yazıya devam ediyorum.  Pera Müzesinin karşısında Arter'e gitmek için servis bekliyoruz, buçuklarda servis var müzeden Arter'e.  Sonbaharda ilk gidişimde servisten haberdar olmadığımız için eşimle Taksim'den yürümüştük, yıllar önce Asian Sources Dergisi için düğme imalatçıları ile röportaj yapmaya gittiğimde de inmiştim bu yokuşlardan, Romanların yaşadığı bir yerdi ve sokaklarda çocuk, kadın kalabalığı vardı, şimdi yokuşlar daha ıssız, Romanlar kaybolmuş. Köşede bir residance,  ileri de bir otel, otelden çıkan Araplarla farklı sokaklar. Bir iki sokak ilerisi de Afrikalı sokağıymış. Ço

12. yüzyıl Konstantinopolis

**Muhabirimiz Anna Komnena 12. yüzyıl Konstantinopolis’inden bidiriyor.**  “Basieos’un Hipodromos’da  Diri Diri Yakılması Ve inancından Dönmemesi        Basileos’a gelince, o gerçekten kaskatı bir sapıkbaşı olduğu için, Kutsal Kurul’un ve manastır yöneticilerinin ileri gelenlerinden tümü, ayrıca o zamanki Patrik olan Nikolaos, onun yakılmayı hak ettiğine hüküm verdiler.(...) (...)Hipodromos’ta ( günümüzde At Meydanı/Sultanahmet Meydanı) çok büyük bir odun ateşi hazırlattı. Derin bir çukur kazılmıştı; sadece büyük ağaç gövdelerinden oluşan pek çok kütük oraya yığılmıştı ve bu yığın sanki bir dağ görüntüsündeydi. (...)(Odun yığınının) Diğer yanına bir haç dikilmişti ve dinsize bir seçenek tanınmıştı; ateşten korkup da duygularını değiştirecek olursa haçın yanına gidecekti ve böylece yakılmaktan kurtulacaktı,             Orada kendilerinin elebaşısı Basileos’u görmeye gelmiş kalabalık sayıda sapıklar da (Bogomi’ler) vardı. O her türlü acıyı ve her türlü tehdidi umursamaz tutumd