Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hiroşima Mon Amour

Marguerite Duras okuyoruz bu ay kitap kulübümüzde, çok sevdiğim bir Fransız yazar. Sevgili Füsun Çetinel'in Renkli Yaş Almak atölyesinde Duras'ın  Sevgilim ve Yazmak kitaplarını çalışmıştık.  Hiroşima Sevgilim' i yıllar yıllar önce okumuştum. Filmini de iki kere seyretmiştim.  Evde kitabı arıyorum, bulamıyorum. Evlenip Bakırköy'e gelirken -25 koca yıl önce- annemin kütüphanesinde bırakmış olacağım. Yeniden almak gerek.  Ama kitap bulunmuyor. Can yayınları Marguerite Duras kitaplarını geçen sene çok ucuza D&R'larda satıyordu. Depolarını boşaltmışlar sanırım, şu anda yazarın hiç bir kitabı yok piyasada.  Bu gibi durumlarda kurtarıcımız e-kitaplar. Ben de Pdf okuyorum, ama kitap kulübünde bazı arkadaşlar e-kitap okuyamıyorlar, onlar için Aslıhan'daki tüm sahafları dolaşıyoruz. Marquerite Duras kitapları var ama Hiroşima Sevgilim hiç bir yerde yok.   En sonunda fotokopi yapıyoruz e-kitap karşıtı arkadaşlara.  Kısa bir metin herkes rahat rahat bir en çok

Murakami'yi Pazartesi14.com'a yazdım

Murakami  srevdiğim bir yazar bir çok kitabını okudum.  Yazar ile ilgili blog yazılarım da var. Murakami ile ilgili www.pazartesi14.com'daki yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz... https://pazartesi14.com/2019/12/17/kadinsiz-erkekler-iki-yazar-iki-kitap/

Angel Sergisi

Geçen hafta Facebook'ta Angel sergisinin duyurusunu gördüğümde gitmeliyim dedim. Duyurudaki görsel beni kendine çekmişti. Melek kavramı da ilgimi çektiğinden bir hikaye çıkarabilir miyim diye de düşündüm. Ayrıca yılbaşına yakın zamanda st. Antuan kilisesinde olmak da cazip geldi. Gider miyim, gitsem derken 18 Aralıkta açılan sergiye üç gün içinde iki ayrı arkadaş grubuyla gittim. Kısmet işte. St. Antuan kilisesinin alt salonunda sergi, avludaki büyük çam ağacını biraz geçip merdivenlerden aşağıya inerken kanatlı, gümüş bir heykel karşılıyor önce bizi, kapı girişinde de kızıl derilerin "dreamcatcherlarına" benzeyen bir dilek çemberi asmışlar. Loş salona girdiğimde öncelikle uhrevi bir müzik kulaklarıma doldu sonra bir bir melek heykelleri, tabloları fark ettim. Ambiyans bence olağanüstü. Eserler, eserlerin yanında o esere ait yazılar, şiirler... Uzun uzun gezdim, fotoğrafladım, melek kavramını düşündüm. Beni sergiye çeken eser, Luca Pignatelli'nin antik bi

Kız Taşı,Paça Çorbası, Pideler derken ...

Istanbul'da Bizans eserlerini merak ediyor, eski semtlerde Bizans izleri arıyoruz. Fatih'te KızTaşı semtinin en önemli simgesi de bir Bizans sütünü. Ahmet Ümit'in Bir Istanbul Hatırası romanında detaylı anlatılan Markianos sütunu.  Gördüğümde hayal kırıklığına uğruyorum. Bakımsız durumda, kimsenin ilgilenmediği bir taş. Öyle boynu bükük, yalnız, çevresine yabancı duruyor ki.  Evliya Çelebi'nin İstanbul'u doğal afetlerden korumak için dikilen 27 tılsımdan biri olarak söz ettiği bu abide kaderine terk edilmiş. Zaten gerçek yeri burası da  değil, Süleymaniye'de bir tepede dururken, Fetih sonrası yıllarca Yeniçerilerin bekar odalarının bahçesinde kalmış. 19. yüzyılda bir yangında ortaya çıkıp şimdiki yerine dikilmiş.  1908 yılında  Kıztaşı ’nın kaidesi ortaya çıkarılmıştır. Yunan mitolojisinde adı geçen tanrıça Nike bu kaidede yer aldığı için Kıztaşı olarak isimlendirilmiştir. Kaidenin 3 yüzünde haç işareti yer alıyor. Ve kitabesinde ‘ İşte bu birinci

Bekir Yıldız Ne zamandır okumamışım

Bekir Yıldız 70'lerde ve 80'lerde çok gündemdeydi. Reşo Ağa, Kaçakçı Şahan, Evlilik Şirketi, Halkalı Köle... Evde kitapları vardı, Halkalı Köle konusunda annemlerin konuştuklarını hatırlıyorum, Yazko edebiyat kitapları vardı o zamanlar, Bekir Yıldız'ı da pardösüsü, omuz çantası, şapkasıyla gazetelerdeki röportajlarından anımsıyorum ama yazılarını çok ta okumamıştım.  1998 yılında ölümünün ardından g ündeme gelmemeye başladı. Unutulmuş muydu?    Ölüm yıl dönümünde bir  yazı gördüm.  Birgün gazetesinde "edebiyatımızın büyük ama mütevazı Yıldızı"  "Bugün bile “modası” geçmiş değildir Bekir ağabeyin. Tarzı ilk başta Sabahattin Ali’yi andırır ama sonra tamamen kendine özgü hale gelmiştir. Almanyayı anlattığı kitabında da, köyü anlattığı kitaplarında da “gerçeklik” o kadar iyi yansıtılır ki, bunda her iki coğrafyadaki “insan hamuru”nun aynı olmasının da etkisi vardır kuşkusuz" satırları ile başlayan yazıda ölüm yıl dönümünde yazar hakkında fazla k

Edebiyat, kültür şehri Odessa

Mayıs ayında sekiz günlük Ukrayna gezisinde Lviv, Kiev ve Odessa'ya gitmiştik. Odessa, -her ne kadar Puşkin müzesi ve güzel sanatlar müzesine hayran kalsam da-  bu üç şehir içinde o sıra en az beğendiğim olmuştu. Aslında tarihi çok ta gerilere gitmiyor bu şehrin.  Bir Tatar köyüyken Rus Kraliçesi 2. Katerina tarafından ele geçiriliyor, Paris tarzı bir şehir olarak planlanıp, inşa ediliyor. 2. Katerina bir Alman Prensesi, Rus çarı Petro ile evlenip,Rusya'ya gelin gelmiş.  Tarihteki en ilginç kadınlardan biri bana göre. Yenilikçi, Stratejist, sanat, bilimle ilgili, çapkınlığı ve aşkları ile de farklı bir portre çiziyor. Odessa da kurucusu gibi farklı uçlarda yaşayan bir şehir. Bana karmaşık bir şehir olarak gelmişti, çok güzel, pırıltılı caddelerden yıkık, karanlık fakir caddelere doğru yürümüş, Odessa'nın iki yüzünü de görmüştük. O karanlık yüz beni tedirgin etmişti. Neyya Yaratıcı Yazarlık Atölyesinde Babel okuyana kadar da bir daha aklıma gelmedi bu karadeniz

Kaz Dağlarında Chopin Dinlemek

Kaz Dağlarında Chopin Dinlemek Çam ağaçlarının altında Sevgi ile oturmuş konseri bekliyoruz. Tüm orman dolu, piyanonun olduğu platforma parmak uçlarımızda kalkıp, bakarken Fazıl Say’ı da gördük uzaktan, provasını bitirmiş karavanına gidiyordu. Ayakta, piyanoyu parmak uçlarında kalkıp görmektense aşağıda çıkışa yakın bir çukur alanda ağaç gölgesi bulduk.  Çam kozalakları, sararmış çam iğneleri ile dolu bu toprak öyle hoşuma gidiyor ki. Kaybettiğim, özlediğim bir özgürlük ağaç altında, toprakta oturmak. Oturduğumuz bölgede çevremizde hep kadın var, genelde de atmış, yetmiş yaşlarına kadınlar.  Kimi portatif rejisör koltuğuna oturmuş, kimi yerde. Genelde civar beldelerde kalan tatilcilere benziyorlar. Yanıma seksenlerinde zayıf, hareketli, heyecanlı bir hanım oturuyor. “ Havama, suyuma, toprağıma dokunma! diye bağırırken en çok onun sesi çıkıyor. Konuşmaya başlıyoruz, emekli öğretmenmiş, Çanakkale’den belediye otobüsüne binmiş gelmiş. İda dağı derneğinde gönüllü o

Yok Olan Bizans'ın Altın Kapısı

Tamamıyle Marmara Adası mermeri ile kaplı, iki kuleli, üç geçişli olan bu kapı İstanbul Surları’nın en görkemli kapısıdır. Bizans’ta zafer kazanan imparator ve komutanlar göğüslerini kabartarak şehre bu kapıdan girerlerdi. Altınkapı olarak adlandırılmasının nedeni vakt-i zamanında altın yaldızlarla bezeli olmasından kaynaklanır. Çünkü, zafer kazanan imparator ve komutanların şehre girdikleri kapı diğer kapılar gibi normal ölçülerde ve sıradan bezemeli olamazdı. Anıtsal olmalı ve altınla kaplanmalıydı. Yine vakt-i zamanında kapının görkemini artırmak için kapının üzerinde bir takım heykeller ve kabartmalar bulunuyormuş. Kuzey kulesinin köşesinde görülen bir kartal kabartmasının haricinde günümüze intikal eden başka herhangi bir kabartma ya da heykel bulunmuyor. Kapının girişi, Yedikule Mezarlığı’nın içinde, otların arasında kalmıştır. Kapının heybetine Yedikule Zindanları’nın avlusundan da tanıklık edilebilir ama tavsiyem illaki mezarlığın içinden görmeniz yönünde. Altınkapı, ge

Beta Yeni Han

"Eminönü'nde kuru kahveci mehmet efendi'yi geçtikten hemen sonra kuru kahveci nuri toplar'a *  gelmeden hemen önce dar bir kapıdan girilen han. gerçek adı "yeni han" olmasına rağmen zaman içerinde tahmis han, emin han ve hasırcılar han olarak bilinmiş.  o bayıldığımız eminönü'nün kaos ortamından bir kapı ile geçilebiliyor, adeta çölde bir vaha gibi bir yer olmuş. aromatik çayları küçük çaydanlık ve kum saatiyle getiriyorlar, 2019 itibariyle fiyatı 14,5 tl, filtre ve türk kahvesi (içtim güzel) 10 tl, demleme çay (içtim güzel) 5 lira.  instagramıydı, sözlüğüydü derken 1000 liralık reklam yaptık, bir bardak bedava verseler bari sonraki gidişimde, ben garavel usta, beni bul beta tea. not : tam kızla gitmelik mekan." diye not düşmüş ekşi sözlük yazarı. :) Biz de kızlarla dün gittik.  Bu handan haberdar olma maceramız da ilginç. Yine böyle bir yerlerlerden duymuşuz Tuzla Balıkçısına gideceğiz, marmara ray treninde Tuzla'da mı insek,

Kitap çıkarmak, çok satmak, popülerlik ve Şeyma diye bir kız

Öykülerimi toplayıp kitaplaştırmak istiyorum, yayınevleri çok dolu, editörlerin başını kaşıyacak vakti yok, masalarda yeni dosyalar.... biz yeni yazarların işi çok zor. Üç yıldır editörün dosyasını okumasını bekleyen yazarlar tanıyorum.  Parasını verip bastıracağım dediğinizde de başka dertler çıkıyor, parayı alana kadar melek olan yayıncı ödemeden sonra hiç sizinle ilgilenmiyor, doğru dürüst dağıtmıyor bile kitabı. Kitabın "edebi eser" falan olmadığını bir "mal" olduğunu öyle güzel de hissettiriyorlar ki size bir daha kitap basmak mı töbe diyorsunuz.  Bir de medyatik sahsiyetler var. Artistler, sosyal medya fenomenleri vs..  bunlar da kitap yazmaya soyunmuyorlar mı deli oluyorum.  Bir hayalet yazara sipariş verip kitabı, ben yazdım diye tüm televizyon kanallarında, gazete sayfalarında vs. boy gösteriyorlar. Bunların kitabını kim alır hep düşünürüm. Çok sattıkları da iddia edilir. Son olarak Acun'un eski karısı Şeyma Subaşı kitap yayınlamış. 40.000