Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hasankeyf

80'lerin sonlarıydı, Bir  Sanat Merkezinde Semih Kaplanoğlu'nun Sinema ve senaryo seminerlerine katılıyordum. 24 -25 yaşındaydım, hocamızda bizden olsa olsa 3-4 yaş büyüktü. O zamanlar reklamcıydı. Biz kursiyerlerin beraber bir senaryo yazmasını istiyordu. Heyecanlıydı, heyecanlıydık. Beraber filmi çekme düşleri kuruyorduk.   Hasankeyf'te intihar eden bir kızın haberini gazeteden kesip getirmişti. Hasankeyf'e baraj yapma projesi yeni yeni duyuluyordu, yoğun protestolar vardı o dönemde. Hocamız Semih Kaplanoğlu'da kızın intiharı ve eski şehrin yok olması ilişkisiyle bir senaryo düşünmüştü. Aldığım seminerler sayesinde  bir sinema sever oldum, Tarkovsky hayranlığım başladı, o sene işimden izin alıp İstanbul Film Festivalinde 25 filme gittim, fotoğrafçılık maceram başladı ama grupça o senaryoyu yazamadık. Hocamız meşhur bir yönetmen olduğunda da kafasındaki o Hasankeyf'i perdeye yansıtmadı. Çekmiş olmasını çok isterdim o filmi. Dile kolay tam 12 bin yıl ön

Batsın Bu Modernlik

Gökyüzü ile aramıza giren, eski ahşap evleri yutan o gökdelenlere gelmeden, Bomonti'ye giden ara sokaklardan birindeydi kumaşçı dükkanı. Yüzyıl başından kalmış gibi duran vitrinini seyrettim uzun uzun, sonra el şeklindeki eski tokmağa vurdum. Tang... Tang... Tang..... Metalik ve boğuk bir sesti, camekanda da yankılandı biraz. Anahtar sesinden önce, yıpranmış parkede, topuk sesleri duyuldu, Tok...Tok...Tok. Genç bir kadın duruyordu dükkan kapısında, etek, buluzu, topuklu ayakkabıları ile uzaktaki o gökyüzü yutan plazalarda bir toplantıdan çıkmış görüntüsü vardı. Yeni kumaş kokusu, boya kokusu, rutubet kokusu, naftalin kokusu, kadının parfüm kokusuna karıştı. İçeriye söyle bir baktım, loştu, arka pencereden gelen ışık belli belirsiz aydınlatıyordu, geniş tezgahı, kumaş raflarını. Gölgeler arasında yaşlı dükkan sahibini aradı gözlerim. Ama lavanta kolonyası kokusu alamadım. - Merhaba Nizammetin Bey yok mu? Bana divitin kumaş getirtec