Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bostan

Lavantaların üzerinde uçan beyaz kelebeği kovalıyorum, cep telefonumun kamerası ile.  Konsa bir çiçeğe  "çık" çekeceğim hemen. Kafamı kaldırdığımda renk, renk cumbası ahşap dantelli evler.... Istanbul'un göbeğinde bir masal bostanı. Dolaşırken devasa kabak çiçekleri dikkatimi çekiyor. Bal kabağımı derken, bildiğin kabak çıkıyor. Nar çiçekleri daha yeni yavaş yavaş nara dönüşüyor.  Yakından bakınca yapraklarda radyasyon ve aşırı güneşin izleri. Sabah bir gazetede okudum, kutuplardan Kıbrıs büyüklüğünde bir buz dağı kopmuş. Bostanın bu tarafında kafamı kaldırıdığımda ufuk çizgisinde cam ve çelikten canavarlar görüyorum.  Uzaktalar ama gökdelen işte. Bir yanda cumbaları işlemeli ahşap evler diğer yanda devasa çelik ve cam yıgınları. Bostan masalı sanki sürrealleşti. Ruhumun parçalandığını hissediyorum. Ne oradayım ne de burada...

Tren vagonunda Tolstoy'u düşünmek

Klasik Rus yazarları içinde en sevdiğimdir. Genç kızlığımda okuduğum "Savaş ve Barış'ı" kırklı yaşlarımda tekrar okumuş ve kitaba tekrar hayran olmuştum. Savaş ve Barış'ın Audrey Hepburn ve Mel Ferrel'li filmini de kaç kere seyretmişimdir. Radyo tiyatrosu olarak dinlediğim ve sonra okuduğum Diriliş romanı ve Murakami'nin Uyku'yu yazarken etkilendiği Anna Karenina..  Her ne kadar Uyku'yu Anna Karenina'dan daha fazla sevsem de Tolstoy benim için her zaman hep kıyaslandığı Dostojevski'den önde gelir. NEYYA Yaratıcı Okuma Atölyemizin eğitmeni Bahar Hanımın Kadıköy Kitap Günlerinde bir tren vagonunda Astapova'dan Haydarpaşa'ya Tolstoy etkinliğinde  Astapova tren istasyonunda zatüreden ölen Tolstoy'u zihnimde canlandırmaya çalışıyorum. Tren demek yolculuk demek benim için, elimde kitabım kah pencereden bakarak, kah hayallere dalarak gitmek demek. Tezer Özlü gibi severim trenleri ben. Yaşamın ucuna yolculuk'ta dediği gibi