Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gabriel Garcias Marquez ile Toplumun ve insanların iç yüzünü görmek

Tüyap Kitap Fuarının  Tepebaşı'nda yapıldığı yıllardı. İstiklal'e gittiğimizde bir de fuara uğrardık. Fuara özel gidip sonra İstiklal'de sevdiğimiz bir kafede otururduk. Kaç kere giderdim fuara, her gidişte de kitap alırdım. Fuar Taksim'e, Taksim fuara yakışıyordu bence. Can yayınları o yıllarda Güney Amerika yazarlarının kitaplarını peş peşe yayınlamıştı. Luis Supulveda en sevdiğimdi, gördüm mü hemen yeni kitabını alırdım onun dışında Marquez, Cortazar, Vasconselos, Fuentes vs... bir çok Güney Amerikalı yazarla tanışmıştım Can yayınları ve Tüyap Fuarı sayesinde. Kitap kulübünde Marquez'in Benim Hüzünlü Orospularım'ı okuma kararımız beni o günlere götürdü. Büyülü gerçekçilik'e hayran olduğumdan Marquez de çok okuduğum bir yazardı. Yüzyıllık Yanlızlık, Kırmızı Pazartesi, Kolera Günlerinde Aşk gibi kült kitaplarını da çok severim ama benim favori kitabım Aşk ve Öteki Cinlerdir. Saçları ölümden sonra da uzayan o kızılsaçlı iskelet hafızamda bir y

BELLEK

BELLEK Dün akşam aile arası sohbette çok yakın sandığım bir olayın aslında 15 yıl önce olduğunu kavrayınca, duraladım birden. O kadar sene! O kadar sene mi geçmiş? Oysa herşey sanki dün gibi. Sonra belleğimi yokladım. O onbeş yıl içinde gelenleri, gidenleri, olanları, olamayanları...   Ne çok imge doldurdu benliğimi. O dün gibi olay uzaklaştı, fululaştı. Geçen o kadar senenin tortusu beynimdeki capcanlı hayalleri alt üst edince belleğimin tüm kapılarını açtım.. Kuvvetlidir de hafızam, O günlere ait ne çok şey hatırladım. Herkes hatırlamaya başladı. “...aaa o da mı olmuştu?” “Sahi ya... şöyledi..” “Şimdi anımsadım da aslında..” Konuştukça “zaman” dehlizi genişledi. Gerçekten yaşanmış mı dediğimiz anlar bile çıktı. Biz kazdıkça neler neler döküldü... Aklımda mısraları şairin ... Her zaman hızla unuttum, ve benim bu ellerim yalnızca kavranılmaz olanları tuttu, artık var olmayan şeylerle karşılaştırılabilecek dokunulmaz şeyleri. Not : aydabir gün

Mehmet Aksoy - Çekicin Rüzgarındaki Ezoterik illüzyonlar

O gün Istanbul Modern'e gidecektik, kapanmadan son kez görmek, Liman sergisine gitmek ve boğaza bakarak yemek yemekti planımız. Sabah havanın kapalı olmasından da etkilendim herhalde, canım İstanbul Modern'e gitmek istemedi. Yıkıntı halindeki Karaköy sahilini de görmek istemedim. Yeni yapılacak "Beton Martıyı" düşünmek te içimi iyice sıktı. Başka bir şey yapalım dedim arkadaşlara. Mehmet Aksoy sergisine gidelim mi önerisini de sevinçle kabul ettim. Tunel'e yakın Ravunna kafede bir kahve içip, sergiye gitmeyi istiyorduk ama İstiklal Caddesinin şantiyeye dönmüş hali nedeniyle planlarımızı değiştirdik.  Istiklal'de o kazılar, toz duman, Kepenkleri kapalı dükkanlar, boş evler, kapalı Beyoğlu Salt, Hollanda Konsolosluğunun önündeki polis ve barikatlar arasında yürürken çok değil 2-3 yıl öncesinin canlı, haraketli İstiklal'i geldi gözlerimin önüne... Ne çok şey yitirdik. Herşey rağmen Atlas Sinemasından bir İstanbul Film Festivali kitapcığı aldım. 25 yı

Tezel Özlü İle Yolculuklar

Bu ay kitabımız Tezel Özlü'den "Yaşamın Ucuna Yolculuk ".  Çok depresif, ölüm duygusu egemen diyor arkadaşlar. Bu kitabı da 20'li yaşlarımda okumuşum, tıpkı Sylvia Plat'ın "Sırça Fanus'u", Aysel Özakın'ın "Genç Kız ve Ölüm'ü" Pınar Kür'ün "Küçük Oyuncu'su" Virginia Wolf'un "Kendine Ait bir Oda'sı"  gibi. 20'li yaşlarımda, 1980 sonrası o boğucu ortamda, sırça fanuslarını kırmaya çalışan kadınlar, genç bir üniversite öğrencisi olarak ilgimi çekmiş.  Ben onlardaki "ben" olma, "kimlik kazanma", "kişiliğinin keşfetme" duygularını seviyorum. Bu duyguları ifade etme biçimlerini, dillerini. Depresif olmaları, ölümden söz etmeleri de cesur olmaları, toplumun kuralları dışına çıkışları, yanlızlıkları,  ötekileşmeye, küçük burjuva ahlakını savunanların tepkilerine isyanlarından bence. Yıllar sonra 50'li yaşlarımda bu yazarları yeniden okuyorum.  Tezel Özlü i