Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeni Romanlar Okuru Şaşırtıyor ve İyiler de Artık Kazanamıyor

  Bir süredir post modern edebiyatı takip etmeye çalışıyorum. Dino Buzatti, Max Frisch, Italo Calvino, Hasan Ali Toptaş özellikle sevdiğim isimler.   Olay örgüsünü paramparça eden, farklı dil oyunları, üst kurmacalar, ironi, bilinç akışı içeren bu metinleri okuyup, katmanlarının içinde kayboluyorum. Bir solukta okuma değil yaptığım, sabırla ne dedi, nasıl dedi, şimdi ne oldu saptamaya çalışıyorum.   Metinleri anlayabilmek için ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Jale Parla, post modern romanda okur-yazar-metin ilişkisini şu şekilde belirtmektedir: "hiçbir metin tamamlanmış bir bütün değildir .Bu da okur ve yazarı yeni bir konumda düşünmemizi gerektirir. Okur ve yazar dil denizinde sözcüklerin anlamlarının dalgalar gibi birbirini izlediği bir devinim içinde yüzerken, metinler, benlikler, kimlikler ve yorumlar da yeni göstergelere dönüşürler....bu epistemolojiye göre, belirleyebileceğimiz yazar, okur, metin yoktur; yalnızca o metin aracılığıyla oluşan söylemler vardır&

Rosso İstanbul - Çoğunluğun Aksine Ben Beğendim

Roman çıktığında okumak istemiştim,sonra kitap kulübü, yaratıcı yazarlık kursu, Balat projesi derken bir türlü sıra Istanbul Kırmızısı'na gelemedi. Ben okuyamadan da filmin afişleri belirmeye başladı. Aslında önce kitabı okuyunca genelde filmi beğenmiyorum, bu nedenle de iyi oldu diye düşündüm.  Film daha gösterime girmeden  çevremde, Face'te filmin kötü olduğu söylencesi dolaşmaya başladı. "Gitmeyin kötüymüş." " Tam bir hayalkırıklığı" Teyzemle bu negatif söylemlere rağmen, dün gittik filme.  Beklentilerimi minimuma indirerek seyrettiğimden belki de,  ben filmi sevdim. Ferzan Özpetek özellikle de filmde bazı şeyleri havada bıraktığını söylüyor. Belki de bu havada bırakılanlar seyirciyi rahatsız etti kimbilir. Aslında Ferzan Özpetek'in  herzamanki gibi sakin uslup içinde, kapalı perdelerin gerisinden verdiği farklılık, saklanan cinsellik,  söz edilmeyen ama hissedilen şiddet tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmde de var. Romantik gibi görün

Tokyo Uçuşu İptal, 21. Yüzyılı Anlatan Onüç Masal

TOKYO UÇUŞU İPTAL :    "Chaucer’in Canterbury Hikâyeleri’ni ya da Bocaccio’nun Decameron’u çağrıştıran kurgusuyla Tokyo Uçuşu İptal, “tarihin kendisi kadar eski olan hikâye anlatma geleneğine de bir saygı duruşu” olarak da okunabilir " diye yazmış Ömer Turkeş, Radikal kitap ekindeki yazısında.  Canterbury Hikayelerinden pasajlları lisede İngilizce dersinde okumuştuk. Ağdalı bir İngilizceydi, zor anlamıştık. Aklımda hikaye anlatan 13 kişiden biri olan Rahibenin tasviri kalmış birtek..  Hint aslılı İngiliz yazar Rana Dasgupta ile bu kitapta tanışıyorum.  Dilini zihnim de bir çok imaj uyandırdı okurken.  Bazı hikayeleri özellikle beni etkiledi.  Kitap kulübünde 2. hikayeyi sundum.     İKİNCİ HİKAYE HAFIZA EDİTÖRÜ -IŞIN GÜNER TUZCULAR  Bir arayış öyküsü bence ve kitapta en çok sevdiğim öykülerden biri.  Başarılı bir borsacının üç oğlu var, oğlanların ikisi sosyal konumlarına göre haraket ediyor, ileride başarılı iş adamı olabilecek kararlar alıyorla

Yasemin, Kuzguncuk, Motor Sesi...

Yasemin, Kuzguncuk, Motor Sesi, Mezun olmuş çocuk sevinci, kedi, Genç kız, Lacivert kelimeri içinde geçen yazı . .. Sahilde martılara yem veriyordu, genç kız. Gün yeni ışımaktaydı ve lacivert denizin üstünde balıktan dönen teknelerin pata pata motor sesleri ile martı çığlıkları dışında heryer sessiz ve kimsesizdi. Martılar da kızı terk edip, teknelerin peşi sıra kanat çırptılar. Sahilde bir kız, bir de siyah, tombiş, umarsız bir kedi vardı sadece. Rüzgar sahilin uç noktasında, korumalar, tel örgülerle mahalleden soyutlanmış, ünlü, sosyatik, biraz da mafyavari Avukatın yalısından Arap yasemini kokusu taşıyor halk sahillerine.. Bu koku balıkçı motorlarının gaz + balık, tarihi kahvenin de taze demlenmiş çay kokusuyla harman oluyor. Kız gözleri martılarda, bir başına oturuyor hala. Bu güzel olacağı belli günde, mezun olmuş çocuk sevinci duyması gerek değil mi? Oysa o iki kaşı çatık, öyle yanlız, öyle terk edilmiş oturuyor sahilde bir başına. Kedi de takmıyor.