Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tereddüt - Dalgalar vurdu yüzüme ...

Uzun zamandır gitmediğim Galeria Cinepeople sinemasında , Altın Portakal film festivalinde en iyi film, en iyi oyuncu, en iyi yönetmek ödülleri almış "tereddüt'"bu hafta vizyona girmiş.  12:00 seansına bilet aldık.  Galeria'nın 4. katındaki sinema, fuayedeki kristal avizeler, klasik koltuklarla göz alıcı, toplam 15 salon var,  Ama kimsecikler yok, koskoca fuayede neredeyse tek başımızayız. Biz "Tereddüt" izleyiciler 14 nolu salonda sadece 6 kişiydik. 4'ü bizim grup, iki  hanım daha vardı. İlk seans,  hafta ortası, hava çok soğuk, sanat filmi...  biliyorum ama üzülüyor insan.  Film dalgalarla başladı. Gri hava, soğuk, fırtına, dalgalar.  Fazla diyaloğu olmayan, hikayeyi görüntülerle, bakışlarla, geçişlerle anlatan filmlerden Tereddüt.  Benim sevdiğim gibi yani ve pür dikkat kendimi dalgalara bırakıyorum. Kasaba hastanesinde görevli psikolog Şehnaz güzel, şehirli, varlıklı ve yakışıklı, eğitimli, iyi kazanan bir kocasi  olan mutlu görünen bir ka

Peri Gazozu

Kitap kulübünde geçen hafta Ercan Kesal'ın Peri Gazozu kitabını okuduk. Ben yazın okumuş ve ilk hikaye Kurban ile ilintili bir yazı yazmıştım. Kulüp için yeniden ve yine severek okudum. Yazarın bir tema seçip o tema üstüne öyküsünü kurması teknik açısından hoşuma gitti.  Hikayelerinde ya da anlatılarında diyeceğim çünkü bir hikayeden çok anı/deneme tarzı yazılardan oluşuyor Peri Gazozu. Tüm bölümlerin 4 ortak odak noktası var; Yazarın Avanos'taki çocukluğu, Öğrencilik yılları, Mecburi hizmek dönemi ve şimdi yani İstanbul'da klinik sahibi doktor Her bölümde babasına ilişkin bir gönderme, bir anı, paylaşım var.. Avanosta kitap okurken yazarın çocukluğunu zihnimde canlandırdım. Annesini halı dokurken, bir şaman gibi evde dualar eder, otlar kaynatırken, babasını her daim oğlunun yanında olan o bilgi adamı hep bir filmden kareler gibi zihnimde canlandırdım. Bozkır ve otopsi bölümlerinde  "Bir Zamanlar Anadolu'dan sahneler gördüm.  Kızlara ve Ördek ad

YAĞMURLU BİR SONBAHAR GÜNÜ “ANLAT BALAT” TOPLANTISI

Ortaokulda İngilizce öğrenirken “its raining cats and dogs” diye bir tabir öğrenmiştik, anlatmak için gökten yağan kedi, köpek çizerdik, sağanak yağmur için söylenirmiş, aklımız almazdı. Pazartesi o terim geldi aklıma. Öyle sık ve öyle büyük damlalı yağan yağmur görmemiştim ben. Hava sıcaktı, rüzgar fazla esmiyordu ama o yağmur dövüyordu insanı sanki. Söz vermişim gideceğim toplantıya yolu yok, tren de yok ne zamandır. Bizim sokağın sonunda istasyon var, Sirkeci’ye kadar ne rahat gidiverirdim ama söktüler rayları bir kış sabahı ve yeni raylar bir türlü takılamadı gitti.   Sahilden Bakırköy’e yürüyorum o yağmurda.   Eminönü otobüsüne biniyorum, oradan da Balat’tan geçen herhangi bir otobüse bineceğim.. Eyüp otobüsüne binerken soruyorum Balat kaç durak, hep telaş yapıp erken iniyorum, bu sefer saymalı durakları.. Beş diyor şoför, elektronik tablo da çalışıyor.   Tam durak ta ineceğim, “Balat, yes.. Balat..” diye bağırıyor şoför.   Kentimde turist olduğum bu kadar belli