Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Eski Galata Köprüsü ve Geçmişle Buluşma

Arzu Hasköy'e taşınmasa, hiç uğrayacağımız yok bu semte... O gün pazartesi ve Koç müzesi kapalı. Hasköy ara sokaklarında fotoğraf çekmek için kaybolmadan önce sahilde yürürken Onu görüyoruz, kırık dökük, paslı, yalnız...  Haliç'de unutulmuş... Eskisi gibi üstünde yürümek istiyoruz, "bir otoparka ait, izin verirler mi bilmem. " diyor Hasköy sakini bir bey. Ama bu bizim köprümüz. Yıllarımız geçmiş beraber. Ne anılar biriktirmişiz. Bir şey söylemeden, izin almayı denemeden yürüyoruz, köprüdeyiz. Dantel gibi kenar korkuluklarına dayanıp, karşı sahildeki Fener Lisesinin Fotoğrafını çekiyorum. Yeni köprüye hiç ısınamadım ben. Hep bu eskisini özlerim.  Gençlik günlerimin köprüsü o benim. Üniversite yıllarımın, ilk çalışma günlerimin. Öğlen tatillerim de telaşlı adımlarla az mı Eminönü'ne koşturdum  . Ya köprü altı mekanları... Ah o Kemancı... Köprüde dolaşırken üniversiteden yeni mezun olduğum o yaz geldi aklıma, bankacılık dışında bir i

Broş - Bir Mikro Öykü - Flash Fiction denemesi

Broş   Taş heykellerin fotoğrafını çekip, işlemeli eski kapıdan merakla, korkarak içeri süzüldü.  Balo salonunun yıpranmış, tozlu parkelerindeydi. Telkâri broşu kırmızı hırkasına iliştirdi.  “Vals?” Mavi delici bakışlı, fraklı kavalye, şampanya,  müzisyenler, şık insanlarla mutluydu. Broş kayıp, düştü. Karanlık… Zifiri karanlık… “İyi misiniz?” Restorasyondayız, nasıl girdiniz? Tehlikeli…” broş.. bulmalıydı.. Broşu.. Dışarı çıkarıyor kasklı adam onu. Bakışları birleşiyor. Ama o mavi gözler ?

Çamlıca'dan Bakışlar - Namık Kemal- İntibah, Çelik Gülersoy ve sonrası

Anneannemlerle tepeye çıkarken.. "Çamlıca yolunda Aşığım kolunda, o benim sağımda,  Ben onun solunda İşlerim yolunda..." Şarkısını söylerdik.  Yemyeşildi, tepeden tüm istanbul'a bakmak ta insanın nefesini keserdi. Adalar, Tarihi yarım ada, deniz ve gökyüzünün birbirine karışması.  1970'lerde yüzyıl başı aşıkları, Tanzimat Romancıları yoktu belki ama çam ağaçları, yasemin kokuları, bülbül sesleri, denizden esen rüzgar vardı. 1980'lerde zarif bir Istanbul aşığının eli değdi kente. Soğukçeşme sokağı, Yeşilev, Malta Köşkü, Hıdiv Kasrı derken Çamlıca tepesine de kente yakışan şık, "elit" bir kafe kurmuştu.  Sık,sık gider olmuştuk. Gündüz, gece. Manzara, yeşillik, kahve...  1990'ların ortalarında Türkiye'deki değişimin belki de ilk kurbanıydı Çelik Gülersoy'un Turing Otomobil Kurumunun işlettiği bu kafeler. Çok elit dediler, çok pahalı dediler. Halk yararlanamıyor dediler. Bir yandan da Turing'e vergi cezaları

Jane Eyre - Yeniden, yeniden okumak

Bakırköy Kitap Kulübü için Jane Eyre'i yeniden okuyorum. Bu üçüncü ya da dördüncü okumam. İlk kez orta 3'te İngilizce dersinde okumuştuk, Türkçe dersinde hiç kitap okutulmadığı, gramer kurallarına ağırlık verildiği,  ama İngilizce derslerinde dilimiz gelişsin diye her sömestr ders kitaplarındaki metinlerin dışında bir de kitap okutulduğu bir çağdı bizimkisi. TED zaten fen ve matematiğe ağırlık veren bir okuldu, lisede İngiliz Edebiyatı dersi de okumaya başladık ama Türkçe edebiyat dersimizde roman ödevi verildiğini, roman okuduğumuzu hiç hatırlamıyorum. Kitaptaki metinleri gramer açısından incelerdik genelde. Okulun ve dönemin etkisiyle sanırım kitap okumayı seven biri olarak İngilizce derslerimi daha da çok sevdim ve İngiliz romancılarının etkisinde kaldım. Bronte Kardeşleri etkileyici bulurum, Emily Bronte'nin yazdığı Uğultulu Tepeleri'de ortaokulda okumuştum. Genelde Gotik edebiyata tutkumun oluşmasında bu iki kitabın rolü var. Belki bu nedenle eski ve tekinsiz