Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ev-kadınının Rutin Yaşamı ve Anna Karenina -Uyku Murakami

Uyumayı seven, gece yarısı koyu bir kahve bile içsem vurup kafayı uyuyabilen ve üstelik rüyalarını da fazla hatırlamayan biri olarak;  "Uyuyamıyorum, tam 17 gün oldu.."  girişi ile merakla kitaba başladım.  Yeni bir Murukami okuruyum, çok fazla eserini de henüz okumadım - ama okuyacağım :) - Okuduğum bir kaç kitaptan algıladığım kadarıyla zihinde yolculuklar, zihin ve gerçek dünya ilişkisi Murukami'nin esas meselesi. Evlenene kadar kitap okuyan hem de çok okuyan bir kadın, genç kızken  çikolata yemeği seven bir kadın, evlenince günlük rutine kapılıp kitap okuyamaz olmuş, dişçi kocası zararlı dediği için oğluna bile çikolata yediremiyor. İyi bir adam kocası seviyor ama aşık değil. Refah içinde yaşıyor, evle, oğluyla ilgileniyor. Güzel de bir kadın, hala genç görünüyor.  Her gün yüzüyor.  Ayna önünde çıplak kendini seyrettiğinde beğeniyor. Görünüşte her şey yolunda. Herkes şanslı olduğunu söylüyor. Bir kabusla tetiklenen uykusuzluğu başlayınca aniden okum

Kısa çok kısa öykü - Flash Fiction

Çok az kelime ile herşeyi anlatabilmek.... Bu aralar bu konuda araştırma/alıştırma yapıyorum.  İngilizce "Flash Fiction" denilen bu tür biraz da internetin yayılmasıyla popüler olmuş. En fazla 1000 kelimeden oluşabiliyor bu  öyküler. Daha da kısaltabilirsiniz. Örneğin Twitter'da 140 karakterle bir hikaye yazabilirsiniz, Neden olmasın? Hemigway bir zamanlar altı kelime ile muhteşem bir öykü yazmış. For sale: Baby shoes, never worn. Satılık : Bebek patikleri; hiç giyilmemiş.  Guardian gazetesi nde bu konuda bir yazı yazan David Gaffney Flash Fiction yazmak için yapılabilecekleri söyle özetliyor : Öyküye tam ortasından başlayın Çok az karakter kullanın Sonun en sonda olmamasını sağlayın Başlık Vurucu olsun Son satırınız bir zil sesi gibi olsun, çınlasın.... Önce uzun yazın sonra kısaltın. Araştırmamı yaparken Necip Tosun'un blogunu çok aydınlatıcı buluyorum.  Aforizmanın hikayesi; kısa çok kısa öyküde söyle yazmış;  &q

Sinemada Görme Biçimleri - Kent, Göç, Kentte Var olmak

Geçen Cuma Gülsevinç ile Sinemada Görme Biçimleri seminerine gideceğiz, Taksim dolmuşlarında buluştuk. Emekli olduktan sonra hani sinema ile ilgilenecektim? Yazı kursları, briç, sanat tarihi kursları, kitap okuma kulüpleri derken uzun süredir ilk göz ağrımı sinemayı ihmal ettiğimi düşünüyorum. 80'lerin sonlarına doğru  Şahika -Esat Tekant'ın sahip olduğu Bir Sanat Merkezinde İyi sinema seyircisi olmak ve senaryo yazma kursuna gitmiştim.  O sıralar fakülte çoktan bitmiş, iki küsür sene bankada çalışıp bankacılığın bana göre olmadığını anlamış, kısa bir AFS deneyiminden sonra, Dış Ticaret uzmanı olarak Taiwan Ticaret Ofisi/FETS'te çalışıyordum. İşimi seviyordum ama yine de huzursuzdum. Master yapsam mı? Yurt dışına mı gitsem, başka dil mi öğrensem (Fransızca kursuna da gidiyordum ama...) Sonra sinema kursu gözüme çarpmış, yazılmıştım. Semih Kaptanoğlu o zamanlar genç bir reklamcıydı, henüz filmlerini çekmemişti. Bize Tarkovski'yi, Bunuel'i tanıttı,