Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Harita Metot Defteri - Murathan Mungan

" Tren penceresinden onca şehir, onca kasaba, onca dağ, onca tepe, onca nehir ve onca hayat geçtik. " Sanki geçtiğimiz her yerde bir hayat bıraktım.  tren zangırtılarla savrula savrula, büyük, kalın dumanlarla ilerliyordu ve ben, tren penceresinden gördüklerimi unutmamaya çalışıyorum "..... Tren yolculukları beni ayrı bir etkiler, tren hikayelerinin yaşamımda başka bir önemi vardır. Murathan Mungan'ın "Harita Metod Defterini" sadece trenlere olan tutkum nedeniyle bile ilk satırlardan itibaren hayranlıkla okuyabilirdim ama Mungan her paragrafında hayatından başka bir kesit ve başka bir imgeyle beni kitabın içinde soluksuzca o imgeden ötekine sürekledi, durdu. Tren imgesinin ardından deniz imgesi.. Mardin'li bir çocuğun hiç görmediği denizi hayal etmesi ve hava karardıktan sonra, babasının iki askerin arasında kelepçeli yol aldığı o uzun mu uzun tren yolculuğu sonrasında ilk kez denizi görmesi, tüm hayal kırıklıklarını ve mutsuzluklarını bilinça

Çibörekçi Peşinde

Babaannem yağa atar atmaz,  kabarır puf olurlardı, ben "puf börek" derdim çibörek yerine. Puf börek başka şekilde yapılır derlerdi ama yine de babaannemin yaptığı çibörekler benim için puf börekti. Bir de suda haşlayarak yaptığı Çeçen böreği vardı ki, o uzun bir başka yazı konusu olur. Günlük yaşamımızda yemediğimiz sadece babaanneme gittiğimizde tattığımız bir lezzetti çibörek. Normal zamanda aramazdık, Kırım Tatarı olan rahmetli kayın pederimin ise günde üç öğün yese bıkmazdı. Uzun zamandır hiç aklıma gelmemişti. Face'te muhteşem bir fotoğrafına rastlayana kadar. Şehremini'de Odabaşı Çibörekçisinde çekilen bu kareyi paylaştım, babaannemi anarak. Birden yorumlar gelmeye başladı.  Ne çok seveni varmış, Odabaşı'da en iyi çiböreği yaparmış. Vedat Milör bile gitmiş yemiş. Bir keşif gezisi yaptık geçenlerde arkadaşımla. Şehremini ara sokakları da dolaştık. Minicik bir dükkan.  Gittiğimizde kimseler yoktu.  Oturduk,  iki börek bir ayran söyledik.  Puf gibi, ha

Ne Çok Okunacak Kitap Var ve Ne Az Zaman .... Behçet Çelik Söyleşisi

Ocak ayının son pazarı Taşlık Sahaf Kafe'de Behçet Çelik söyleşisi var. Okumadığım bir yazar. Kitapları hakkında hiç bilgim olmayan bir yazar. Biraz araştırma yapınca Haldun Taner ve Sait Faik ödülleri sahibi olan, önemli bir öykücü olduğunu görüyorum. Taşlıktaki toplantıya sömestr tatilinde olan ve lise edebiyat hocasına göre yazar olması gereken  oğlumu da götürmek istiyorum. "Ben artık dava dilekçeleri yazacağım, edebiyatçı olamam..." diye kestirip atıyor. Taşlık Sahaf'ta bir pazar öğleden sonrası geçirmek çok güzel. Eski dostlar, yeni arkadaşlarla sohbet ediyoruz, mekanın kara kedisi Saten'i seviyoruz. Behçet Çelik'in kitaplarını inceliyoruz, mekanda çok az sayıda kişi yazarı tanıyor. Kitaplarından "Diken Ucu'nu" alıp, bir edebiyat sever olarak ödevimi yapmamış olmanın mahcubiyetiyle imza istiyorum. "Aynı vapurla dönmeye gücüm yok; Boğazın çırpıntısına bir yarım saat daha dayanamam. Buralarda bir yerde oturup - denize bakma