Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tereddüt - Dalgalar vurdu yüzüme ...

Uzun zamandır gitmediğim Galeria Cinepeople sinemasında , Altın Portakal film festivalinde en iyi film, en iyi oyuncu, en iyi yönetmek ödülleri almış "tereddüt'"bu hafta vizyona girmiş.  12:00 seansına bilet aldık.  Galeria'nın 4. katındaki sinema, fuayedeki kristal avizeler, klasik koltuklarla göz alıcı, toplam 15 salon var,  Ama kimsecikler yok, koskoca fuayede neredeyse tek başımızayız. Biz "Tereddüt" izleyiciler 14 nolu salonda sadece 6 kişiydik. 4'ü bizim grup, iki  hanım daha vardı. İlk seans,  hafta ortası, hava çok soğuk, sanat filmi...  biliyorum ama üzülüyor insan.  Film dalgalarla başladı. Gri hava, soğuk, fırtına, dalgalar.  Fazla diyaloğu olmayan, hikayeyi görüntülerle, bakışlarla, geçişlerle anlatan filmlerden Tereddüt.  Benim sevdiğim gibi yani ve pür dikkat kendimi dalgalara bırakıyorum. Kasaba hastanesinde görevli psikolog Şehnaz güzel, şehirli, varlıklı ve yakışıklı, eğitimli, iyi kazanan bir kocasi  olan mutlu görünen bir ka

Peri Gazozu

Kitap kulübünde geçen hafta Ercan Kesal'ın Peri Gazozu kitabını okuduk. Ben yazın okumuş ve ilk hikaye Kurban ile ilintili bir yazı yazmıştım. Kulüp için yeniden ve yine severek okudum. Yazarın bir tema seçip o tema üstüne öyküsünü kurması teknik açısından hoşuma gitti.  Hikayelerinde ya da anlatılarında diyeceğim çünkü bir hikayeden çok anı/deneme tarzı yazılardan oluşuyor Peri Gazozu. Tüm bölümlerin 4 ortak odak noktası var; Yazarın Avanos'taki çocukluğu, Öğrencilik yılları, Mecburi hizmek dönemi ve şimdi yani İstanbul'da klinik sahibi doktor Her bölümde babasına ilişkin bir gönderme, bir anı, paylaşım var.. Avanosta kitap okurken yazarın çocukluğunu zihnimde canlandırdım. Annesini halı dokurken, bir şaman gibi evde dualar eder, otlar kaynatırken, babasını her daim oğlunun yanında olan o bilgi adamı hep bir filmden kareler gibi zihnimde canlandırdım. Bozkır ve otopsi bölümlerinde  "Bir Zamanlar Anadolu'dan sahneler gördüm.  Kızlara ve Ördek ad

YAĞMURLU BİR SONBAHAR GÜNÜ “ANLAT BALAT” TOPLANTISI

Ortaokulda İngilizce öğrenirken “its raining cats and dogs” diye bir tabir öğrenmiştik, anlatmak için gökten yağan kedi, köpek çizerdik, sağanak yağmur için söylenirmiş, aklımız almazdı. Pazartesi o terim geldi aklıma. Öyle sık ve öyle büyük damlalı yağan yağmur görmemiştim ben. Hava sıcaktı, rüzgar fazla esmiyordu ama o yağmur dövüyordu insanı sanki. Söz vermişim gideceğim toplantıya yolu yok, tren de yok ne zamandır. Bizim sokağın sonunda istasyon var, Sirkeci’ye kadar ne rahat gidiverirdim ama söktüler rayları bir kış sabahı ve yeni raylar bir türlü takılamadı gitti.   Sahilden Bakırköy’e yürüyorum o yağmurda.   Eminönü otobüsüne biniyorum, oradan da Balat’tan geçen herhangi bir otobüse bineceğim.. Eyüp otobüsüne binerken soruyorum Balat kaç durak, hep telaş yapıp erken iniyorum, bu sefer saymalı durakları.. Beş diyor şoför, elektronik tablo da çalışıyor.   Tam durak ta ineceğim, “Balat, yes.. Balat..” diye bağırıyor şoför.   Kentimde turist olduğum bu kadar belli

Bir Gün Tek Başına Vedat Türkali -Kenan Karakterinin Psikolojik Analizi

BİR GÜN TEKBAŞINA Kenan Kahramanının Psikolojik analizi  Kenan 40 yaşlarında yeşil gözlü, yakışıklı, Felsefe mezunu , eski kominist, anadoluda öğretmenlik yapmış şimdi (1959 yılı) Şişli’de oturuyor, kitapçılık yapıyor, evli ve bir kızı var. Kitap evine giderken başlıyor, Kenan yorgun.. Merdivenleri çıkmak aslında içi istemiyor.  “ikinci katın merdivenine gelince durdu. Bir yorgunluk vardı üstünde. Bir işte yapmadım ben bugün, ….” Görünüşte sıcak, mutlu bir evlilik, karısı çok üstüne düşüyor. O misafir istemiyor, huysuz.. “Değişeceğiz,   yasa böyle işte… Ne siirler yazdık, ne söylevler çektik bir zamanlar..” Eşi Nermin’I üzüp içeri geçince … “Ne yapalım Nermin’ciğim, Sen de kırgın ol biraz. Ben nasıl kırgınım biliyor musun? Herşeye, herkese başta kendime.. Ne suçun var senin? Ben de iş yokmuş. İki tokatlıkmış demek bütün direncim, inancım”     bu cümle Kenan’ın o ana kadar ki psikolojisini iyi özetliyor… Aslında öğretmenken daha mutlu. İdealist bir

Balat'ta Hayat Var

Daracık arnavut kaldırımlı sokakta, cumbalı, 2-3 katlı taş evler arasında yürüyoruz, kafamızı kaldırdığımızda tüm görkemiyle kızıl bina yani Rum lisesi görünüyor. İlk fotoğraf çekmeye gelmiştik bu semte. Daha fotoğrafçılar ve Turistler tek tük görünüyordu, kafeler yoktu.  Sokakta oynayan çocukları, iplerdeki rengarenk çamaşırları, zamanın derin izlerini üzerinde taşıyan yıpranmış taş evleri, kapıları fotoğraflamıştık bol bol... Balat'a gittiğimde geçmişi hayal etmeye çalışırım, bu eski, yaşlı evi kim yapmıştı? Neler yaşadılar, mutlu muydular?  Cumbada oturup kahve içerken ne düşünürlerdi? Şalom gazetesinde  19. yüzyılda Ayakkabıcı, manifaturacı gibi esnafların yaşadığı Balat Alyentro ya da yahudilerin tabiriyle Kanfafana  mahallesinin akşamları kapısının kapandığını okuyorum,   Kasturiya semtinden de Rumlar otururmuş. İstopol semtinde ahşap evler varmış ve yangınlarda kül olmuşlar... Nerede bu semtler şimdi, hayali bile zor. Purim'de satılan Koladikos şekerlemeleri,

Istanbul'da Çılgın Birgün Avrasya Maratonu ve Kitap Fuarı Çakışınca - Kitap Fuarı 2016 -

Yenimahalle'den merdivenleri inip sahile ulaştığımızda bir tuhaflık var diye düşünüyoruz, çok sessiz. Sonra farkediyoruz.  Hiç araba yok.... Yol kenarında dizilmiş su standları gözüme çarpıyor.. Doğru ya, maraton vardı ya bu sabah... "Fuara gitmesek Yenikapıya kadar yürürdük.." diyor Ferhunde. Ne güzel olurdu. Arabasız sahil çok güzel zaten... Ama fuarda da Ağaç Bellek Standa konulacak.. Gitmek lazım.  Hem Dücane beyin seminerini dinlemek istiyoruz. Otoparka geldiğimizde birden günün en basit matematiğini yapamadığımızı fark ediyoruz. "Minibüs nasıl otoparka gelecek, yol kapalıysa..." Kaymakamlıktan kalkıyor fuar otobüsü abla diyor görevli. O gün kaç kere bu bilgiyi verdi acaba... Tamam bir gün önce TUYAP anons etmeliydi ama bizim de hiç aklımıza gelmedi..Üstelik trafik yok ne güzel diye Yenimahalleden tüm sahili yürüdük.. 10.00 servisi ya kaçarsa? Hızlı adımlarla kaymakamlığa gidiyoruz ve yaşasın servis orada... Bizim gibi otoparka giden ne

Bir Sevgi Soysal Biyografisi; Yasasaydı Aşık Olurdum.

Biz lisedeyken sabahları okula girerken kılık kıyafet kontrolü yapılır sonra da çantalarımız aranırdı. Sevgi Soysal kitabına el koymuştu öğretmenler bir gün. Getiren arkadaş disipline gitmişti.  Yıllar sonra "Yenişehirde Bir Öğlen Vakti" kitabını tekrardan okudum,  Mümtaz Soysal'in eşi, solcu yazar kimliklerini dışarıda bırakarak okudum hem de. Müthiş bir kurgu, harika insan tahlilleri, sürükleyici, yenilikçi bir dil çıktı karşıma. O sıralarda bir arkadaşım Sevgi Soysal biyografisi verdi. İlgimi çekecek diye verilen bu kitap bütün yaz rafta kaldı. Vakit bulamadım bir türlü. Dün artık okumam gerektigine karar verince, elime aldım ve bir çırpıda bitirdim. Çok rahat, aydınlık, sürükleyici bir üslübu var Erdal Doğan'ın. Kitap Erdal Doğan'ın biyografi hazırlamak için Sevgi Soysal'ın yakınlarıyla ilişki kurmaya çalışmasıyla başlıyor. Bir günlük gibi tiziz bir şekilde kimlerle nasıl görüştüğün yazmış Doğan.  Eski eşlerle görüşmesi çok zor olmuş. Bilg

Alice Munro Sevgili Hayat - Maverley'den Ayrılış

Alice Munro dünyasına ilk "Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik hikaye kitabını okuyarak girmiştim.. Sevgili Hayat ise okuduğum ikinci kitabı. Uslubu beni sarsıyor Munro'nun n Tıpkı  Kanada'nın o karlı, soğuk manzara tasvirleri gibi romantik, güzel, sakin, soğuk ve içten içe sizi kemiren öyküler.  Ekim 2015'te yitirdiğimiz şair Sennur Sezer,  Alice Munro dünyası için;   “Sürekli büyüyen, dikenli tel gibi karmaşık, şaşırtıcı, rahatsız edici bir kelimeler yumağı” ifadesini kullanmış, Kanadalı yazarın kendisine verilen Nobel ödülünü almamasının ardında 2013 tarihinde Evrensel'e yazmış ve eklemiş ; "Alice Munro, bence, bir kız lisesi öğrencisi gibi bakar dünyaya. Biraz çekinik hatta taşralı tavrı, kendi bulunduğu yerin sürekli eleştirileceğini bilen liseli kız tavrıdır. Kızların dünyasında bile yeterince girgin, yeterince beğenilen, yeterince önemli sayılmamanın çekingenliği." Bu cümle tam da benim Alice Munro hakkında düşündüğüm