Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ocak ayı Bir Tuhaftır - Yeşilköy'de bir Kont (Kont Amadeo Preziosi)

Özgür Mumcu yazmış : "Ocak Ayını Hiç Sevmem"  . Babasının öldürülüşü, Ocak ayı, aydın ölümleri .... Çok güzel bir yazı. Ben de Ocak 15'ten sonra gereksiz bir telaşa kapılır, kendimi oyalamak için envai çeşit etkinlik düşünürüm. Ruhum karartan ise 22- 24 Ocak günleridir.  Annemin ölüm yıldönümü 22 Ocak ve Doğum günü 24 Ocak... Bu yıl aslında Ocak'ın 2. haftası Sylvia Plath söyleşisi ile yaşam ölüm dialoglarıma başladım,  20 Ocak'ta arkadaşımın babası vefaat etti, onu uğurlamaya Sümbül Efendi Camisine gittik. Kocamustafa Paşa'da bu eski  Roma manastır yapısı çok uzun bir süredir bir Sufi olan Sümbül Efendinin camii. Bahçede 2000 yıllık bir ağaç var. Çok farklı enerjisi olan bir mekan.  Kocamustafa paşa-Yedi kule arasında bir de yatır gördüm "üç gözlü dede". Orada durup, kısacık bir dua ettim. Yorgun ama huzurlu bir şekilde Yedikule-Bakırköy minibüsünede otururken, aklım dedede. Perşembe günü de Yeşilköy gezisi yapacaktık, İstanbulu yazıyorum

Odamda Yolculuk

30 adımlık bir odada 42 gün geçirmek zorunda kalırsanız ne yaparsınız. Üstelik bir Prenssiniz ve bir duello sonucu oda hapsine çarptırılmışsınız.   Xavier de Maistre   bu hapis serüvenini bir özgürlük havasına kavuşturmuş. Ruh ve hayvan dediği bedeni ayırarak, ruhunun seyahatlerini anlatmış.  Bedeni yani hayvanı ekmek kızartırken ruhu dışarıda ve özgür Maistre'nin. Kitabı yarıladım. Madam de Hautcastel adlı metresi ile ilgili yazdıkları çok keyifle okuyorum.  Herkese gülümseyen portrenin Mademe'ın "orjinali kadar sadakatsiz" portresinin tozunu silmesi bölümüne bayıldım. Okudukça bakalım neler çıkacak. Ayrıca günümüzde de bir Xavier de Maistre var. Çok karizmatik bir arp çalgıcısı.  Bir müzik Prensi ...

Kar ve soğuk ve non-paris

Çarşamba günü İstiklal Caddesinde arkadaşımla buluştum, hava çok soğuk, donmuş ince bir kar yeri kaplamış. Zorlukla yürüyoruz. Biraz da sıcak bir yere girme isteğiyle "Hadi Fransız Kültüre girelim" diyorum. İstiklal'in kalabalığını, konsolosluk polisinin aramalarını aşıp, karla kaplı iç avluya ulaşıyoruz. Eski taş binalar, kar, sessiz bahçe ve aynı sessizlikte ki kafe. Huzurlu ve güzel. Başka bir zaman ait sanki, Başka bir dünyadayız sanki.  Kafenin yanından Laleper Ayrtek'in " Non-Paris" sergisine giriyoruz. “ Kentler her yeni ziyaretçisine farklı biçimde ‘Hoş geldin’ der. Herkesle başka türlü konuşur ve her ziyaretçi her söylediğini duymaz. Bazı söyledikleri herkesin kulağına ulaşırsa da, kimi laflarını ancak bazı insanlar duyar. Kimi kentler çok gevezedir. Kimileri ise herkese her şeyini göstermez, hatta neredeyse saklar. Gizemli, albenili kentler pek çok güzellik sergiler ama bir yandan da çok şey gizler gözlerden. Paris tanınması kola