Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bahçekapı'da bir Hayalet , Deutche Orient Bankası Binası

Bu metruk, taş binayı çok severim.  Narin, dar, kule tarzı mimarisi olan bina beni kendine çeker.   Bahçekapı'da fındıkçı remzi sokağı ile sultan hamam caddesinin kesiştiği köşe de bulunan  deutsche orient bank    namı diyer Germania Han  M imar Kemaleddin ’in hocası olan, ve  sirkeci garı nın da mimarı A ugust Jachmund 'ın eseridir. İnternette yaptığım araştırmada günümüzdeki sahibinin Yapı Kredi olduğunu kanısına vardım. 2008 yılında restore edilmesi de düşünülmüş. Neden restore edilemedi acaba?  Restore edip otel yapsalar daha mı iyi olur? Ya da AVM? Metruk kalması belki de hayırlı.  Not : Geçen hafta önünden geçtim, ( Mart 2016)restore ediliyor. Bakalım ne olacak? 

Stiller - Max Frisch

http://www.amazon.com/Im-Not-Stiller-Max-Frisch/dp/1564784509 Yaklaşık 2 aydır Stiller'ı okuyoruz. Zor bir kitap. Hem içerik hem de şekil açısından.  Kitapta anlatıcı, ben anlatıcı, 2. sahıs, 3. şahıs anlatıcı var, 3. anlatıcının ana anlatıcı olduğu bölüm var.  Yapısal olarak çok karmaşık. Aynı olay bir daha, bir daha başka anlatıcılar tarafından başka gözlerle anlatılıyor.  Amerikan pasaportlu Jim White İsviçre sınırında tutuklanır. Jim White ben anlatıcı olarak tutuklanmasını kitabın ilk bölümlerinde detaylı anlatmakta, Avusturya'lı meşhur Heykeltraş Stiller olduğu düşünülerek yakalanır, Stiller suç işlemiştir ve uzun zamandır kayıptır. İlk bölümde Jim White sürekli Stiller olmadığını, yanlışlıkla tutuklandığını anlatmaya çalışır. Jim White gerçek bir kişidir ve Stiller' den farklıdır. İlerleyen bölümlerde Jim White mahkemeye gerçek Amerikalı kimliğini ispat etmek için günlükler yazmaya başlar. Burada yazar anlatıcı devreye girmekte. Tutuklu kaldığı on haftada ye

Ayasofya'da melekler

AYASOFYA’nın en son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü melekler gün yüzüne 160 yıl sonra tekrar çıktı. Bu haberi okuduğumda Ayasofya'ya gitmek istemiştim.  6 kanatlı melek (kerubim-serafim) metal bir maske ve 7 kat boya arasından çıkarılmış.  Restorasyondan sonra dün ilk kez Ayasofya'ya gittim. Melek figürleri gerçekten olağan üstü etkileyici. Bu melekler yani Altı kanatlı Serafimler Cennet kapısı koruyucıları ya da Isa'yı koruyan melekler.   2 kanatları yüzlerini ve 2’si ayaklarını kapatacak şekilde 700 yıldır bekliyorlar. Kalan 2 kanatları  ile ucmak için.  Melekler dışında üst galeri tamamiyle ziyaretçiye açılmış. Buradaki Mermer kapı çok etkileyici.  Ayasofya girişine kurulan ekran ve Ayasofya filmini de ilgiyle izledim. 

Unutulmuş bir Uygarlık, Unutulmuş bir kent, bir Kral - Hatay, Alalat

Tarihe oldum olası meraklıyımdır. Arkeolog olmayı da bir zamanlar çok istemiştim.  Ama sonra işletmeci olup amatör tarihçi olarak müzeleri gezmeye, antik kentleri fotoğraflamaya başladım.  Hatay'ı çok severim, bir çok yerine de gittim ama İstiklal caddesinde Merkez Han'da açılan Alalat sergisine kadar bu kenti ve Mukiş Krallığını hiç duymamıştım. Oysa ki İngiliz Arkeolog Sir Wooley yüzyıl başında antik Alalat'ta kazılar yapmış, Agatha Christie kazı evini ziyaret etmiş. Ben de muhtemelen British Museum'da Alalat'tan çıkan kitabeyi ve heykelleri görmüşümdür ama bu muhteşem yeri ve krallığı atlamışım.   Ne kadar az şey biliyoruz aslında. Dünya hakkında kendi ülkemiz hakkında.  Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) muhteşem bir sergiye evsahipliği yapıyor. Salt'ın tam karşısında, Merkez Handa unutulmuş bir kralın ve sarayın fotoğrafları modern dünya ile karşılaşıyor.  Serginin Basın Bülteni :  " Hatay, Antik Alalah’ta

Kentsel Dönüşüm nasıl bir kabus?

Arada İstanbul'u turist gibi gezin, elinize fotoğraf makinanızı alıp, gezin. Öyle kuzguncuk, Balat, Cihangir, Eyüp gibi popüler gezi mekanlarını değil de başka semtleri gezin. Eskinin fakir şimdinin orta halli semtlerinde Yeşilpınar, Bağcılar, Ümraniye,Çık salın gibi semtlere gidin. Sadece TOKİ konutları, Fransız balkonlu siteler, AMV, bol beton bir meydan ve belediye kültür merkezi, Mimar Sinan Taklidi camiler göreceksiniz. Ahşap eski bir ev, bir bostan, güzel bir park, zevkli bir kafe yok.   Dokusu yok bu semtlerin, karakteri yok.  Eskinin varlıklı simdinin orta halli semtler de yine hosa giden bir iki kare çekebilirsiniz. Örneğin Bakırköy'de 2-3 tahta ev, direnen, küçülen ama yine de var olan bir iki park,eski kilise, bir bizans sarnıcı falan bulabilirsiniz. Ama kentsel dönüşüm canavarı o semte gelmişse, TOKİ ve Laz mutahittler burunlarını sokmuşlarsa eyvah !! Dün Maltepe'de ara sokakta bir aralık bulduk, kuyusu ve bahçesi olan kagir evler, b

Merdiven

Arter'de çektiğim merdiven Bir zamandır unuttuk merdivenleri Ayak izleri öylece kaldılar Afşar Timuçin  Merdiven

L'Envers et L'Endroit -Tersi Yüzü

“Ben kimim ve yapraklarla ışığın oyununa katılmaktan başka ne yapabilirim! İçinde sigaramın tükendiği bu ışın, bu tatlılık, havada soluk alan bu sessiz tutku olmak. Kendime erişmeye çalıştım mı bu ışığın ta dibine erişebiliyorum. veren bu hoş tadı anlamaya, duymaya çalıştım mı, evrenin dibinde kendi kendimi buluyorum. Kendi kendimi, yani beni dekordan kurtaran bu en son noktasına varmış coşkunluğu.” Tersi Yüzü Albert Camus  L'Envers et L'Endroit

Johhny Deep Evrim -Transcendence

Ben filmi epey önce online seyrettim ama 30 Mayıs'ta vizyona giriyor sanıyordum.  Ertelenmiş 10 Ekim'de vizyona giriyor. Film ekim'in başladığı gün vizyona girmesi kötü ayrıca herkes son kargaşadan korkmuş, toplu taşımaya binmeyelim, sinemaya, AVM'ye falan gitmeyelim diyor. Gişe başarısı için kötü bir hafta. İlgi çekmezse yazık olacak. Lucy'den sonra bu yılın ikinci insan bilinci ve kapasitesi filmi. Ben konuyu da, filmi de beğendim. Durağan diye eleştiriliyor, evet Lucy daha tempolu ama bence Evrim daha felsefik. Daha önce Matrix'te, Inception ve Avatar'da seyrettiğimiz başka bedene geçerek ve ya bilinçaltına inerek evrim geçirme, kablolarla sanal aleme bağlanma ve makine-insan mücadelesinde farklı, yeni ufuklar açan bir film olmuş. Her nekadar IMDB filme 6.3 vermişse de ve dünya gişesinde Captain Amerika'ya yenilmiş olsa da ben iyi bir film izledim diyorum.

Cem Yılmaz Pek Yakında

Dün oğlum arkadaşlarıyla Cem Yılmaz'ın filmine gitti, biz de evde oturuyoruz. Eşim "aaa... Cem Yılmaz'ın son filminin korsanını You Tube'e atmışlar" demez mi? ne kadar çabuk? Nasıl dememe kalmadı, ipad'den büyük ekrana yansıttı. Siyah bir fonda kırmızı yazılar akıyor, sağdan geliyor, sola gidiyor. Yazıları okuyamıyorum ama çok etkileyici bir başlangıç ve merakla ekrana kilitlendim. Sonra tek bir göz açıldı, yüze zoom yaptı kamera, çekik gözlü bir kız çocuğu 5-6 yaşlarında, çok ta güzel. Şaşkın, şaşkın etrafa bakarken bağırmaya başladı. Ben de çığlık atıyordum nerdeyse.. Bir Uzakdoğu korku filmi.... Hemen kapattık tabi. You tube videolarından para kazanmaya çalışanların yeni cinliği.. Tam cinlik...

Grafitti -Pera Müzesi

Sokağın sanatı geleneksel sanata alternatifler üretiyor. Graffiti, şablon, sticker yapıştırmaca, poster asmaca, mozaik, sokak enstelasyonları...  Pera Müzesi Grafffiti  Hepsi görsel ama aynı zamanda anarşist, aktivist, mesaj içerikli. Sergilemek, satmak kaygısıyla da yapılmıyor.  Pera Müzesinin içinde Grafiitiler, sokak, Fransız yer altı mezarları, işçi ölümleri protestoları sokaktan Pera Müzesine taşınmış .   Sokak canlı, sokak cıvılcıvıl, sokak asi ve sokak yaşıyor. www.peramuzesi.org.tr

İt Kopuk Takımı -Jennifer Egan

 "Emerald City" adlı öykü kitabını  Nişantaşı Remzi'de indirimli reyonunda bulmuştum.  11 hikayenin hepsi Çin, Bora Bora, Tahiti gibi yerlerde tatilini geçiren genelde zengin insanlar, özellikle kadınlar hakkındaydı.   Hayal ettikleri seyahatlere çıkan ve aslında mutlu olması gereken bu insanların pişmanlıkları, yanlızlıkları beni sersemletmiş, s eyahat seven biri olarak, hikayeleri biraz da dehşetle okumuştum.   Boşanıp, dünya turuna çıkan bir kadının Çin'de doğum gününü kutlamamaya çalıştığı bir öykü var kitapta, gerçekten yanlızlık duygusu bu kadar mı iyi anlatılır. Hikaye yazmaya niyet ettiğim bu yaz tekrar okudum öyküleri. Sade ve akıcı dili, anlattıkları kadar anlatmadıkları ama anladıklarımızla muhteşem bir kurgu. Sonra da yazarın son romanı  İt Kopuk Takımını okudum. İngilizce orijinal adı " Visit from the Goon Squad". Her bölüm bir küçük hikaye ve tüm hikayeler birleşip roman oluyor.  Karakterler1970'ler ve 2000'ler arası

Gecede- Leyla Erbil

Istanbul Caddesi üzerindeki İşbankası Kültür Yayınları kapanmıştı. O ara çok üzülmüş, "Kabalcı'da kapandı, Bakırköy'de kitap okunmuyor herhalde," demiştim.  Sonra unuttum gitti... Bugün eskiden ofisimin de olduğu Yakut Sokak'ta yürüyorum, köşede büyük bir İşbankası şubesi var,-önünden binlerce kere geçmişimdir- ve bu şubenin yanında İşbankası Kültür yayınlarını gördüm. Büyük bir şaşkınlık yaşadım. Ne zaman açıldı? Niye daha önce görmedim? Hemen içeri girdim. "Ne güzel kapandı diye üzülüyordum." Dedim. Görevli güldü. "Geçen mayısta Istanbul Caddesi şubesini kapatıp, haziranda burayı açtık."Dedi. Bakmak ve görmek konusunda sorunum var cidden :) Neyse girdim ve ne zamandır almak istediğim "Gecede" öykü kitabını aldım. Leyla Erbil'in şimdiye kadar sadece "Karanlığın Günü" kitabını okumuştum. Çok bildiğim bir yazar değil. Geçen ay "Leylim Ley'i" okudum.  Ahmed Arif'i bu kadar etkiley

Sokak Kedileri

Bu aralar mahallede sokak kedileri çoğaldı. Yenimahalle Doğum Hastanesi boşaltıldığından beri orada dişi kediler rahat doğurup, bebeklerini özellikle araba altında kalmaktan koruyorlar.  Hastaneden başını uzatan tüm bu cılız kedilere arada bir yemek veriyorum. Migrostan hindi sosisi alıp, dolaba koyuyorum - kuru mama veren hanımlar var, genelde sabahları dolaşıp, köşelere kuru mama koyuyorlar- aşağı inerken birer ikişer alıp,  kedilere veriyorum. Dün hastane duvarının üstünde tek bir kedi vardı, gözünün hemen yanına tırmık yemiş, tüyleri dağınık beyaz kırması bir genç kedi.  Sosisi görünce nasıl sevindi, zevkle yemeye başladı. Daha cılız, mızmız görünümlü bir tekir belirdi arkasında. Ona da sosis verdim, mırın kırın etti. Aklı öteki kedinin yediğindeydi. Sevinçle ne yiyiyor o öyle diye meraktan kendi sosisini yiyemedi. İlk kediye iki parça daha verdim bende. Kedilerde insanlar gibi. Bazıları verilenle mutlu oluyor, o anı yaşıyor. . Diğerleri " bu mu yanı? Bununla mı mutlu

Dalga - The waves

Şile Mendirek -Işın Güner Tuzcular DALGA Mesut sanmak için kendimi Ne kağıt isterim,ne kalem Parmaklarımda sigaram Dalar giderim mavisinden içeri Karşımda duran resmin.. Giderim deniz çeker Deniz çeker,dünya tutar İçkiye benzer birşey mi var Birşey mi var ki havada Deli eder insanı,sarhoş eder? Bilirim,yalan,hepsi yalan Taka olduğum,tekne olduğum yalan Suların kaburgalarımdaki serinliği İskotada uğuldayan rüzgar Haftalarca dinmeyen motor sesi Yalan…. Ama gene de Gene de güzel günler geçirebilirim Geçirebilirim bu mavilikte Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız Ağacın gökyüzüne vuran aksinden Her sabah erikleri saran buğudan Buğudan, sisten,ışıktan,kokudan… Ne kağıt yeter ne kalem Mesut sanmam için kendimi Bunların hepsi…hepsi fasafiso Ne takayım, ne tekneyim Öyle bir yerde olmalıyım Öyle bir yerde olmalıyım ki Ne ışık,ne sis,ne buğu gibi İnsan gibi….  Orhan Veli _Dalga 

Otobüsün Götürdüğü Yere Git -3- Üsküdar Şile Otobüsü

Şile-Mendirek Fener Temmuzda çok sıcak bir gün, yazı evine gitmeye çalışıyorum. Deniz Otobüsü saatleri uymuyor (Özellikle yaz ayında çok seyrek Bakırköy-Kadıköy Deniz Otobüsü) istemeye istemeye ve birazda korkarak Marmara ray istasyonundan trene biniyorum. Yanıma rengarenk  baş örtüsü, giysileri ile akide şekeri gibi bir kız oturuyor. Ayakta duran iki uzun boylu, bıyıklı turiste hararetle ve epey de iyi bir İngilizce'yle yardım etmeye çalışıyor. Adamlar biraz mesafeli ama o "hayır, yok oradan otobüs, hiç duymadım, gidemezsiniz falan " diyor. Kulak kabarttım. Turistler Üsküdar'dan Şile'ye giden belediye otobüsleri var diyor, kız yok hiç duymadım diyor. Müdahale etme gereği duydum, birden İngilizce "otobüs var yani 20 yıl önce vardı. Ben binmiştim" deyince, kız bir irkildi. Turistlerle İngilizce konuşmaya çalışanlar, çevrede başkalarının da yabancı dil bilebileceğini nedense hiç düşünmez, biri konuşunca hayret ederler. Kız ile arada Tür

Alley Cats in Historical City Efes -Turkey

İklimler- Climates - Andre Maurois

Geçen ayın kitabı İklimlerdi. Aşk, ilişki, evlilik üzerine çarpıcı tahliller var. İlişkinin doğasına göre değişen roller çok iyi anlatılmış. İlk bölümde sevdiği kadının acı çektirdiği Philip, ikinci bölümde kendisini seven 2. eşine acı çektiren taraf oluyor.  Romansı aşk fikri galiba acı çektiriyor insana. İlk bölümde katı bir orta sınıf ahlakı ile yetiştirilmiş Philip güzel, çocuksu, özgür Oddie ile evleniyor. Genç kadın yüzünden acı çekiyor. Onu seviyor, kıskanıyor, aldatılıyor, acı çekiyor. Philip'İn ağzından anlatılan tüm o dönemde sıra dışı bir kadın olan Oddie çekiştiriliyor. Aslında Oddie'nin istediği özgürlük, kendi başına var olmak, gezmek, tozmak, eğlenmek. Philip ise onu kafasındaki aşka ve kafasındaki kadın imajına uydurmaya çalışıyor. Bu Romansı aşk çöküyor. Mutsuzluk, mutsuzluk... İkinci bölümde tam da sınıfından bir kız bulmuş Philip, orta sınıf ahlakının, Burjuva değerlerinin simgesi İsabelle. Kadın herşeyini Philip'e adıyor. Onunla oturup ki

Kayıp Dillerin Fısıldadıkları

Duvarlarda taş tablet fotoğrafları, alt sarnıç müze de Uraltu Takılarının sergi mekanında klima var  ama bu salon öylesine sıcak ve boğucu ki...  Luvice, Karca, Likçe, Frigce, Sidece   yaşamış, ölmüş diller... Fısıltıları bile artık belli belirsiz. Yazıcıları hayal etmeye çalışıyorum, o kil tabletlerin yazıldığı ortamları. İnsanları, pazar yerlerini, evleri ve soyluları...  Fısıltıları bile artık belli belirsiz. Sıcak iyice etkisini gösteriyor. Yanıyorum.  Fısıltılar bile belli belirsiz... 

Başka bir İstanbul - Kirazlı Metrosu-

Bağcılar, Bahçelievler, Yeşiltepe, Mahmutbey  hiç fark etmiyor yan yana dizilmiş apartmanlar, plansız, programsız yapılmış beton kafesler. 1990'ların  BTB kaplı apartmanlarının yanında,  Fransız Balkonlu, yarı cam, yarı çelik 3-4 bina, bir de duvarla çevirip Sadrazam Konakları, Valide Villaları gibi adlar vermişler. Sadece yapı malzemesi değişmiş, hepsi beton, hepsi apartman, birbirinin ardı sıra. Apartman altlarında Beyaz Eşya, konfeksiyon, emlakçı dükkanları.  Duble yollar, gösterişli, çirkin bir belediye binası, yanında hantal dikdörtgen bir spor kompleksi, havuz binası, AVM, Devlet Hastanesi, Özel hastane öyle neredeyse yan yana, ard  arda  sıralanmış. Taksi durağı ve bir de büfe. Güzel bir park, zevkli bir meydan, hoş bir heykel yok. Kırtasiyeci var, arzuhalci var ama kitapçı yok. Caminin avlusunda sadece çay ocağının yanında küçük bir kütüphane görüyorum. Mahallenin tek kütüphanesi.  6-7 yaşlarında çivit mavisi baş örtüsü türban ile sarık arası sıkı sıkıya sarı

Doğulu Bir Prensin Batılı Rüyası Mısır Apartmanı - İstiklal Caddesi Gezileri 2

İstiklal'de en sevdiğim yapılardandır. Ünlü Ermeni mimar  Hovsep Aznavuryan' ın  tasarladığı bu Art Nouveau bina aslından Mısır Prensi Abbas Halim Paşa'nın kışlık konağı olarak yapılmış.   Doğulu bir Prensin Batılı rüyası.    Paşa ölünce Apartmana dönüştürülmüş.  Üç İstanbul'un yazarı Mithat Cemal Kuntay bu binada yaşamış ve ölmüş. Mehmet Akif Ersoy yaşamının son altı ayını bu binada geçirmiş.  İsrail Dış İşlerinden Reuven Shiloah'da Mısır Apartmanı'da oturmuş ve rivayete göre MOSSAD bu binada kurulmuş. Ünlü terzi Canan Yaka Emel Sayın, Safiye Ayla gibi sanatçılara sahne tuvaletlerini bu binada dikmiş.  Zenginlik, Şatafat, Şiir, Edebiyat, Siyaset, Doğu, Batı, Güç Savaşları. Apartmanın 2. sahibi bir zamanların ş eker kralı Hayri İpar Brezilya'ya yerleşince bakımsız kalmış bu eşsiz yapı.  1980'lerde o metruk görüntüsünü hatırlıyorum.  Yaşanan onca görkemin ardından gelen bu sefalette bile asil bir görünümü vardı.  Ve sonra  2000&