Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Lizbon Yolcusu Kalmasın.

Gezgin ben... Aslında, "wanderer" diyeceğim ama Türkçe'de bir kelime bulamadın mı?  Denmesin diye düşünüyorum avare olmaz, gezgin daha uygun. Alıp başımı gideyim, sıkılınca ortamı terk edeyim durumu değil bu sadece durağan bir hayat bana göre değil. Hep aynı yere tatile giden, hep aynı işte çalışan, kar yağdı mı sokağa çıkmayan, haftalık ne pişirsem programı yapan, karanlık bastı mı evde olan kadınlardan değilim. Olmak ta istemiyorum.  Yeni hobi, yeni kitap, yeni uğraş, yeni seyahat severim. Özellikle seyahat tam  gezgin ruhuma göre. Ne zamandır bir seyahate çıkmadım.  Artık zamanı geliyor. Bu ekim ilk Lizbon'la başlamayı umuyorum. Seyyah anıları, haritalar incelenmeye başladı bile:)  Belki Paris'ten gece trenine biner Lizbon'a gideriz, belli i olur? Sonra bir Prag ve umarım bir uzak doğu... 

Yine Dağıldım:) - Kör Baykuş

Ne çok kitap var okunacak ! Yine 3-4 kitap beraber okuyorum.   Dolmuşta başka kitap, evde başka... Çanta da 2-3 tane... İşte bu haftanın listesi. Katip Bartleby , Merville :  Daha önce okumuştum..  Çarşamba Füsun'un Renkli Yaş almak dersi öncesi vapurda tekrar başlasam, derslik okumam tamam:) Boğaziçi  Mehtapları : Abdülhak Şinasi Hisar, Taşlık Sahaf kafede   Renkli Yaş Almak söyleşisinde masada önümde duruyordu, merak ettim, aldım. Ama yavaş ilerliyor. İlk zorda bırakılacak gibi. Kutsal Mavi, C. More  Kitap kulübünün yeni kitabı. Daha henüz almadım. Kör Baykuş , Sadık Hidayet. Muhteşem bir kitap. Her satırı çok dokunaklı. Behçet  Necatigil'in muhteşem çevirisi ile. En çok Kör Baykuş bu haftamı dolduracak belli oldu. Bûf-i kûr  Farsça adı da nedense hoşuma gitti. Evet, bu karlı günde kitabımı buldum ben:) Bir iki alıntı: 'Odamı sınırlayan dört duvar arasında, varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm azar azar eriyor bir mum gibi, hayır yan

Bakırköy'den Kuzguncuk'a bir gezinti

Işın Güner Tuzcular KUZGUNCUK'TA Tıkış tıkış bir otobüs, milim milim ilerleyen trafik. "Ah, tren kaldırılmamış olsaydı, Sirkeci'ye gitmek ne kolaydı," diye söyleniyorum. Önünde durduğum koltuktaki çocuklu kadın kalkmak için hamle yapıyor "Daha Yenikapı'ya çok var," diyor yanındaki adam. Bir an şeytan dürtüyor. Yenikapı'da insem, Üsküdar'a tüp geçitle geçsem mi? Denizin dibinin de, dibinde olma düşüncesi  içimi karartıyor. Kadın inince onun yerine oturuyorum Eminönü Üsküdar vapuru alışılmadık ölçüde tenha.  Bedava diye herkes denizin dibinde mi ne? Evelsi gece Marmararay'da bir adam "Tüpün içinde camdan bir yer yapsalar denizi görsek" diyordu. Basınç falan diyen televizyoncuya da cevabı yapıştırdı. "Ben inşaat ustasıyım, yapılabilir." Kuzguncukta ilk Ahmet bey'i görüyorum. Buluşma öncesi oturup bir çay içiyoruz. Sonra Harika'yı görüyoruz. Cihangir gezisinde camileri karıştırmıştık, bu

Yeniden Eyüp'te

Geçen hafta Eyüp'e gittik. Bu yıl ki ikinci Eyüp ziyaretim, Ocak ayında İstanbulu yazıyorum grubu ile gitmiştim.  Bu sefer Karaköy'den Eyüp şehir hatları seferi ile Haliç'i gezerek gittik Eyüp'e. Öncelikle nostaljik bir vapur hayal ediyorduk ama bir motor çıktı geldi.  Karaköy, özellikle Galata ve Eminönü sahilleri çok güzel,  Balat yine hoş, Koç müzesi denizden çok güzel duruyor. Vapurda ki tüm turistle denizaltının resmini çektiler. Deniz nispeten temiz. Karabataklar, martılar, teknedeki demli çay... Keyifli ... Ta ki Sütlüce yakınlarına gelene kadar her şey keyifli... Sütlüce Mezbahası korkunç geçmişi ve şimdi ki yıkık haliyle bir kabus.  Yanımızdaki Japon genç sürekli bu korku filmi mekanını çekiyor,  utanıyorum, Istanbul adına, Haliç adına. Niye hala kaldırılmaz bu yapı...

Bir Edgar Alan Poe Filmi

Şeytanın Kurbanları - History Extraordinare  Fellini, Louise Malle, Roger Wadim Edgar Allan Poe muhteşem bir karışım gibi gelmişti bize. Büyük beklentilerle Pera Müzesindeki film gösterimine gittim. Roger Vadim ilk öyküde o zamanlar eşi olan Jane Fonda'nın güzelliğini sergilemiş.  Deri giysiler de harika. Ama karanlık, ürkütücü ve gizemli olması gereken Edgar Alan Poe öyküsü neredeyse komik olmuş ... İkinci öyküde Alain Delon ve Brigitte Bardot oynuyor. Burada da Loise Malle - ki Les Ammants -the lovers'ı yönetmiştir- , simgeleri insanın gözüne gözüne sokuyor. Poe'nun hikaye anlatmakta ki ustalığı sanki kaybolmuş. Fellini'nin bölümünü daha çok beğendim. Özellikle ödül töreni bölümü güzeldi. Terence Stamp sarhoş İngiliz oyuncu rolünün üstesinden gelmiş. Ferrarisi ile ölüme giderken aklıma James Dean geldi... Film beklentimi dolduramadı ama akşam İstiklal'de yürümek, sokak çalgıcılarını dinlemek güzeldi çok güzel:)

Işın Güner Tuzcular - Cihangir

Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir'den bak! "Yine mi lastik istiyorsunuz?"  Şişman tuhafiyeci zorlukla üst rafta ki yassı lastiklerde çıkardı, dudaklarını büzünce incecik bıyığı çok komik durmuştu, ama kızdırmamak için ciddiyetimizi koruduk.   Oğlanlar yine lastiğimizi kesmişlerdi ve biz merdiveni koşa, koşa çıkıp, Hofmann'dan lastik almaya gelmiştik. Ankara'da bizim mahallede lastikle oynanan bu oyuna "çin çan" derdik, burada Cihangir'de sadece "lastik" diyorlar. Anneannem kapıcının kızı ve arkadaşları ile dışarıda lastik oynamamı pek uygun bulmuyor.  Üst kattaki; benden büyük, sıkıcı kızla evde oynamamı istiyor ama ben sokağa çıkıyorum.  "Çok bozuldu bu sokaklar, çok, " diyorlar.  Anneannemler Kazancı yokuşunda aile apartmanında otururken manzara kapanıp, farklı insanlar gelince daha yukarıya Kumrulu sokağa taşınmışlar.  Dedem balkonda deniz ve Topkapı sarayına karşı rakı içtiği bu apartmanı çok s

Tam Ada Havası

Hava tam ada havası. Emektar vapur kalabalıktan ezilmiş, iskeleden çıkmaya çalışırken uçaklardaki gibi  İngilizce bir anons duyuyorum,  BBC İngilizcesiyle "lütfen sigara içmeyiniz" diyor teyp kaydı. Vapurun yan kısmında bir çift ellerinde sigaraları öpüşüyorlar. Martılar da yanı başlarında. Kaptan çiftin öpüşmesine mi sinirlendi, dünyayı takmaz hallerine mi bilmiyorum... Birden çıtırtılar, patırtılar duyuldu. Karadeniz şivesiyle kızgın kaptan mikrofondan bağırdı "Sigara İçmeyin dedik !"  Martı havalandı, çift ayrıldı ve sigaralar telaşla denize atıldı...

Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin

Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin CAN YÜCEL

Bakırköy'de Dinazorlar :)

Dinozorları bu kadar çok seven başka bir ilçe var mı bilmiyorum?    Zuhratbaba'da kaydırağı dev bir dinozor olan çok sevimli bir çocuk parkı vardır, küçükken oğlumu sık sık götürürdüm. Şimdi de Dinozorlu  bir Botanik parkımız oldu :) Ne zamandır Botanik parkına gitmek istiyordum ama  Bakırköy sahile yakın oturan biri olarak nasıl gideceğimi bilemiyordum doğrusu. Pazar günü keşfe çıktık, uzun bir yürüyüş sonrası adliyenin yanından motosiklet öğrenen adayların pratik yaptığı bir yoldan ilerlemeye başladık, etraf ıssız, çöp, inşaat molozu doluydu. Yan kapıdan parka girdik.  Öncelikle dinozorlar ilgimi çekti. Hem hareket ediyorlar hem de ses çıkarıyorlar. Dinozorlardan sonra pegasus heykellerini gördüm. Sonra da çocuk parklarını, tepedeki Atatürk ve çocuk heykelini izledim. Bangır bangır pop çalan kafesi bize hiç cazip gelmediğinden yürümeye devam ettik, şemsiyelerle dekore edilmiş çocuk su parkına da bakıp, göletin kenarındaki seyir balkonunda oturduk. Ördekleri, salk

Zincir Kitap Mağazasında Bir Gün!!

Önce cicili, bicili  kırtasiye ürünlerine baktım, sonra CD'lere , en son da kitapların arasında dolaşmaya başladım. D&R Kapasite subesinin kitap kokusu yerine Starbucks kahvesi kokusu yayılan, kilimalı, ferah ortamında çok rahatım.  Ucuzlamış kitaplara, popüler tavsiyelere, reklamı yapılan çok satanlara bakıyorum, sonra dünya klasikleri ve Türk klasikleri raflarına uzanıyorum. Bu raflar "çok satmıyor ama kitapçıda olması gerek" mantığıyla hazırlanmış. Zevksiz, hangi düzen ve mantıkla bir araya getirildiği bilinmeyen çok satanlar dışındaki herşeyle doldurulmuş. Şiir, modern edebiyatın bir devi, bir klasik şahaser yan yana, bir okur bulup, bir kütüphaneye katılmayı bekliyor. Köpek barınağındaki çaresiz hayvanlara benzetiyorum onları. Rahatım kaçmış; aradığımı bulamıyorum.  Görevli kıza  yanaşıyorum "Margueritte  Duras -  Sevgili "diyorum. "Müşteri ile ilgileniyorum, kitap arıyorum", diyor ters çok ters bir sesle. 20'lerinde kitapçı üniformas

Haydarpaşa'da Ruhi Mücerret

  Bu çalışmalarda her semtte o semte geçen bir roman okuyup, analiz yapıyor ve yazı çalışıyoruz.Özellikle kent bellek yazıları yazmak için çok yararlı çalışmalar. Ayrıca İstanbul gezisi de yapmış oluyoruz ve ben bol bol fotoğraf çekiyorum.  “Dünya böyledir. Sinsiler zorbaları yüceltir, üçkağıtçılar hırsızlara cömert davranır,yalancılar sapıklar için duygusal şarkılar söyler. Buna karşılık çulsuzlar garibanları dolandırır, dindarlar inançlıları lanetler, mazbutlar iffetlileri iğfal eder." Kötülük, kendini ilkesel ve pratik iyilikle ikame eder. İyilik ise sınayıcı ve bedel ödetici bir örüntü içinde kendi ideallerini yakarak yol alır. Şeytan, kutsal kitaplardan alıntı yapmayı sever. Meleklerse daima görmezden gelinir.” Murat Menteş - “ Ruhi Mücerret ”   “Hayat nasıl gidiyor?” “Yaşayan birine sor.” “Dün görüşemedik, nerelerdeydiniz?” “30 sene evvel bana ‘3 ay ömrünüz kaldı’ diyen doktorun cenaze merasimindeydim.” “Toprağı bol olsun.” Murat Menteş - Ruhi

Nasıl Yazmalı?

Tüm kalbinizle yazın. Başlangıç cümlesi ancak ve ancak son cümle yazıldıktan sonra yazılabilir. İlk taslaklar cehennem;  nihai taslaklar cennet gibidir. Yaşıtlarınız için yazıyorsunuz; gelecek nesiller için değil. Şayet şanslıysanız yaşıtlarınız gelecek nesli oluşturacaktır. Oscar Wilde’a kulak verin:  “İçtenliğin az olanı tehlikelidir; külliyetli bir samimiyet ise tamamıyla ölümcül olabilir.” Bölüm sonunu nasıl yazacağınız konusunda şüpheye düşerseniz,  olaya silahlı bir adamı dâhil edebilirsiniz. (Bu Raymond Chandler’ın bir tavsiyesi; benim değil. Ben bunu denemezdim. ) Yazılarınızda anlaşılması güç ve muğlak bir yapı kullanmadıkça, paragraf sayısı konusunda gözünüz açık olsun. Kendi eleştirmeniniz veya editörünüz olun. Sempatik, cana yakın ama aynı zamanda acımasız bir editör… İdeal okuyucuyu veya genel okuyucu kitlesini önceden kestirmeye ve onların beklentilerine cevap vermeye çalışmayın. Böyle bir okuyucu gerçekten vardır ama bir başkasını okuyor olabilir. Yoğun bir biçimde okuy

İsa Ebolide Durdu

Carlo Levi'nin  kitabı Türkçe'ye İsa bu köye uğramadı adıyla çevrilmiş. Kitabı baz alarak çekilen filmin adı ise İsa Eboli'de durdu.   Bir politik sürgünün İtalya'da ücra bir köydeki yaşamının anlatan bir kitap. Şiirsel bir dili var ve insanı içine çekiyor. Okurken aklıma önce Yakup Kadri'nin Yaban kitabı geldi, Fakir Baykurt'un kitapları geldi. Fakir İtalyan köylüleri ve Anadolu köylüleri arasında benzerlikler buldum. Sonra Yaşar Kemal'in Çukurovası'nı düşündüm.. Kitabın dilinin gücünden olsa gerek Mehmet Yasin ve Nedim Gürsel romanın geçtiği Garliona çevresinde Levi'nin izini sürmüşler. Milliyet'ten Zeynep Özakat kitabı söyle anlatmış: Italo Calvino ve Jean-Paul Sartre’ın önsözlerini yazdığı roman, tam anlamıyla dönemin karanlık Avrupa ’sı ve İtalya’sına ışık tutuyor. Dönemi anlatmakla yetinmeyip ailelerin ve küçük köylerin yaşananlardan nasıl etkilendiğini de aktarıyor, okuru simgelerle süslenmiş entellektüel bir yolculuğa çıkarıyor.

Tayyare Apartmanları ve Lalelim

Tayyare Apartmanları ve Lalelim   Ankara serüvenini kapatıp, tekrar ve temelli İstanbul’a yerleştiğimiz ilk yıllarda, yani 1980’lerde Laleliye gidip, Tayyare Apartmanlarını gezmiştim. 1918 büyük yangınında evleri yananlar otursun diye yapılan, ama sonradan Türk Hava Kurumuna bağışlanan İstanbul’un ilk betonarme binası, Mimar Kemalettin’in tasarladığı bu güzelim yapı, çok fakir insanların yaşadığı, bakımsız, hüzünlü bir mekândı.  İçim acımıştı. Oysa babaannem coşkuyla söz ederdi bu apartmanlardan. İkinci dünya savaşının son günlerinde, o zor şartlar altında halam Tıp Fakültesinde okusun, doktor olsun diye küçük birer ilkokul öğrencisi olan babamı ve amcamı da alıp, Ceyhan’dan İstanbul’a gelmişti. Dedemin itirazlarına rağmen Lalelide Tayyare Apartmanlarında bir daire kiralamıştı.  Hastalanıp, tedavi için Ankara’da bizde kaldığı yaz, arada Laleli günlerini anlatırdı keyifle.  Blokların ortasında çok güzel bir iç avlu olduğunu, bu avluda kat, kat üstü kapalı balkonlar o