Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir daha geldiğimde yine yerinde bulur muyum?

Bir daha geldiğimde,  yine yerinde bulur muyum? YÜ REKTEKİ KORKU  Savaş Ay İstanbul Kahvelerinin kitabını yazmış. Kitabında  İstanbul'un ilk kahvehanelerinin 1550'lerde Halepli Hakem ve Şamlı Şems tarafından Tahtakale'de açıldığını yazıyor. Zamanla edebiyat, semai, yeniçeri, tulumbacı, karagöz, çalgıcı, meddah, esnaf kahvehaneleri oluşmuş.   Kitapta, Samatya'daki 70 yıllık Arap Derviş'in Kahvehanesi'nden Cihangir'deki Firuz Ağa Camii'nin bahçesine 100 yıl önce kurulan Asmalı Kahvehane'ye; Cibali'de 140 yıl önce Ermeniler tarafından kurulan Çınaraltı Kahvehanesinden pek çok Türk filmine de evsahipliği yapmış Erol Taş'ın Kahvehanesi'ne kadar birçok mekanın öyküsü yer alıyor.   Turistik kahvehaneler dışında yarım asırdan daha fazla bir süredir İstanbul'un tarihi semtlerinde yaşamını sürdüren kahvehaneleri gezen Savaş Ay; mekanların hikayelerini dinlerken "Bir daha ki gidişimde bıraktığım yerde bulamayacağım korkusunu yüreğimde

BEKLEMEK

beklemek.... GARDA BEKLEMEK Huzursuz bir geceydi, bölük, pörçük uyudum. Sık sık baş ucumdaki saate bakıyordum. Zaman o gece ne de yavaş ilerliyordu. Tik, tak....tik, tak... saat 1:00'de bir an daldım, sonra yine açtım gözlerimi saat 1:22'ydi.. Yok... Zaman ilerleyemiyordu... En sonunda kulağında saat tiktakları gün ışıyana kadar uyumayı başardım .Tam 7'de yataktan fırladım... Evet, yolculuk günüm gelmişti:) Bavulumu kapıp, bilmediğim, görmediğim bir yere doğru yolculuğa çıkmak...  Yeni bir nefes, bir umut, bilinmeyenin heyecanı... .  Ne çok severim yolculukları, özellikle tren yolculuklarını. Yavaş, yavaş ilerler tren, telaşsız, önümde dünyanın tüm boş vakitleri varmış gibi pencereden manzarayı seyrederim. .  Varmaktan çok o yolculuktur belki de beni heyecanlandıran. Gara gittiğimde trenimin kalkmasına daha 1 saat vardı, gar lokantasında oturdum, orta şekerli bir kahve söyledim.Keyifle haritamı, yolculuk öncesi tuttuğum notları çıkardım. Sey

Orhan Pamuk Fan Page Hazırladım!!

Orhan Pamuk bir zamanlar çok okuduğum sonra kişiliğine, söylemlerine sinir olup yeni kitaplarını almadığım ama şimdi tekrar okumaya başladığım bir yazar. İlk romanını Boğaziçinde öğrenciyken almıştım. Sessiz Ev.... Beni derinden etkilemişti. Cevdet Bey ve oğullarını da sevdim. Kara Kitabı da. Bir avuç edebiyat sever onu okudurken son derece tutarlı, sahici bir adamdi. Nişantaşı'nda aile apartmanında oturan,  oraya ait, ama neden ve niçinleri olan bir adam... Sonra okunmaya başladı. Önce İletişim yayınlarına transfer oldu, kitaplarının reklamları yapıldı. İşletme fakültesi - Pazarlama bölümü mezunu olan ben bile edebi bir yazarın reklam yapılmasını bayağı bulmuştum. Ama zamanın ruhuna çok uygun bir eylemdi aslında. Sanat yapıtı da sonuç olan tüketim toplumunun alışveriş çılgınlığının bir parçasıydı. Para kazandığında  ilk iş olarak Cihangir'de manzaralı bir daire aldı. Nişantaşından kopuşu sonrası sahiciliği de azaldı sanki. Hedefi Nobel almaktı ve ona göre hareket etti

Yeniden Fotoğraf

Click Here! Rene Magrit “Herhangi bir insanın vahşetin en amansız boyutlarını gösteren fotoğraflarla ilk defa karşılaşması, bir tür ifşadır, prototipik açıdan da modern ifşadır. Benim kendi payıma bu ifşayı yaşadığım an, Temmuz 1945’te Santa Monica’daki bir kitapçıda tesadüfen gördüğüm Bergen-Belsen ve Dachau fotoğraflarıydı. O güne değin -fotoğraflarda ya da gerçek hayatta- görmüş olduğum hiçbir şey, içimi bu denli keskince, derinden ve anında deşmemişti. Gerçekten de, tam olarak ne hakkında olduklarını kavramam yılları alsa bile, hayatımı o fotoğrafları gördüğümden önceki dönemim (o zaman henüz on iki yaşındaydım) ile sonraki dönemim olarak ikiye ayırdığımı söylersem abartıya kaçmış olmam. Onları görmem neye yaramıştı? Kaldı ki, fotoğraftan başka bir şey değildi onlar –o güne değin hemen hiç haberim olmamış ve etkilemek için de hiçbir şey yapamayacağım bir olayın, hemen hiç tasavvur edemeyeceğim ve dindirmek için de elimden en ufak bir şey gelmeyecek olan bir ıstırabın f

Savaş ve Barış

David Gilmour’un   Film Kulübü kitabını beğeniyle  okudum. Yazarı hakkında araştırma yaparken  onun Tolstoy hakkında bir makale yazmış olduğunu gördüm.  makaleyi bulup, indirdim. Sıcak bir yaz günü, Jamaica’da başlamış Savaş ve Barış'a, ilk sayfalarda sıkılacağını, okumakta zorlanacağını düşünüyormuş.  Tolstoy da Proust gibi insanların isteyerek okuyacağı yazarlardan değildir görüşünü savunurken, ilk sözcüklerle kitap onu almış götürmüş. Savaş ve Barış’ı benimde etkileyici kitaplar listemin ön sıralarında.  Yıllar önce filmini seyretmiştim sonra da  lisede ödev olarak kısaltılmış İngilizce bir versiyonunu okumuştum. Belleğimde kısaltılmış kitap ve filmi birleştirmiştim. Nathasha rolündeki Audrey Hepbour’un masum, güzel yüzü ve neşeli kahkahalarını hatırlıyorum. Prens rolünü sanırsam Mel Ferrer oynuyordu. O mutsuz, yakışıklı prense de ilk görüşte aşık olmuştum. Piere’i fazla sevmemiştim. Bir kaç yıl önce kısaltılmamış , İngilizce, eksiksiz bir edisyonunu okudum( Rusça

Bir İnsanı Sevmek

‎''Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği hatta fark etmediği huylarını sevmektir. İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü.'' Mucizevi Mandarin - Aslı Erdoğan Not. İlk kareyi Bruge'de, ikincisini Galata köprüsünde çektim.. 

EVRENSEL SANAT

Modern sanatçılar, güzel sanatların ve estetiğin geleneksel değerlerini, algılama ve sınıflama değerlerini, ölçütleri sistematik bir şekilde değiştirmeyi hedefleyen yapıtlar oluşturmuş, geleneksel sanat anlayışını yıkmaya çalışmış ve başarılı olmuşlardır. Artık ortak estetik kuramları olmadığı için eserleri değerlendirebileceğimiz kurallar da yoktur. Bu kuralların yıkımından sonra yeni estetik değerleri oluşturulamamış, yeni görsel sanatların ana değerlendirme yöntemleri kurulamamıştır. Ready Made, Tuval dışı sanatlar, Ressam ötesi sanatlar, teknoloji ile ortaya çıkan fotoğraf, video art vs.. ortalığı iyice karıştırmış olup, sanatsal değerlendirme konusunda anlaşmazlık, tartışma ve kaos sürmektedir. Evrensel beğeni ve “beğenilmek” kavramları nasıl oluşacaktır? Çıplak gerçeklik, ilksel olgu, varlığımızın ana nedenini araştırmak derken yaratılmaya çalışılan saf bakış açısı ve "görünürle" kurulan ilişkinin kırılmasıyla; görünür kılmaya dayanan "görülmezin" ar

Sanatın Sonu

SANATIN SONU !! 2 006-2010 yılları arasında  Sanat Tarihi dersleri aldım.  Önceleri sadece genel kültürümü arttırmak için başladığım bu kurslar, kısa sürede ben de sanatı öğrenme, algılama tutkusu yarattı.. Modern ve Post Modern dönemleri kavramakta epey zorlandığımı itiraf ediyorum.. Ama git gide sevdiğim Ressamlar listesi uzamaya başladı.. "Bu da ne", "Ben de bunu yaparım" , "ben bu sanatın içine tükürürüm" diyen insanlara da eskisinden daha fazla tahammülsüzlük gösteriyorum.. Bu kelimeleri sarf edenlerin dünya hakkında hiç bir bilgileri yok. Felsefe ve tarih bilgileri de sıfır bence.. Çünkü sanat yapıtını anlamak için önce tarih ve felsefe bilgisi gerekiyor. Ben de vaktim elverdiğince  felsefe kitapları ve sanat kitapları okuyorum.. Okuduğum kitaplardan biri Sanatın sonu.. Çok ilginç bir kitap..  Marcel Duchamp'ı Sanat tarihi kursunda hep sanata yaptığı olumlu katkılarla ele aldık, oysa Donald Kuspit Duschamp'ı epey eleştirmiş.. Far