Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Delft'in kasvetli,karanlık bir kent olduğunu düşünmüştüm

Delft bana öncelikle Vermeer'in manzara resimlerini çağrıştırıyordu.  Büyülü  ama aynı zamanda da rahatsız edici bir şeyler var duygusuna kapılırım Vermeer 'İn manzara resimle rinin karşısında; bu nedenle olsa gerek D elf'i de  karanlık, tekin olmayan bir kent olarak ha yal etmiştim.  Proust'un olağanüstü eseri Kayıp Zamanın İzinde‘nin romancı kahramanı Bergotte  Vermeer'in Delft Manzarası tablosundaki ufak sarı lekeyi görmek ister ve evinde patates yedikten sonra, Lahey'e gider, müzede bir çok yapıtı beğenmez, onlara ‘yapay sanat’ olarak adlandırır; en sonunda Vermeer’lere ulaşır. Onun resim yaptığı gibi, renkleri katman, katman yayarak yazmayı arzulamaktadır, son romanlarının çok sıkıcı olduğunu düşünür, oysaki şu duvarda ki o sarı leke ne kadar muhteşemdir. Ancak resme bakarken midesi bulanmaya, başı dönmeye başlar, gelmeden patates yemekle hata ettiğini, hazımsızlıktan hasta olduğunu düşünmeye başlar, Delft Manzarası tablosunun önünde, resimdeki duv

Cihangir Camii

Anneannemin Cihangir ‘de Kumrulu sokakta oturduğu dönemde, onu ziyaret ettiğimizde hep uğradığımız Camidir   Caminin bahçesinde  İstanbul’un büyülü güzelliğini, boğaz manzarasını seyretmeye bayılırdım. Gerçi anneannemin evinden de boğaz iyi görünürdü ama Cihangir İlkokulu (2. sınıfın 2. dönemini orada okumuştum) anneannemin manzarasını epey kapatmıştı..  Merak ettim tarihini araştırdım.  Cihangir Camisinin bulunduğu nokta-etkileyici manzarasından olsa gerek- tarih boyunca ibadet yeri olarak kullanılmış. Önceleri pagan tapınağı varmış, daha sonra Bizans Manastırı kurulmuş.  1559′da Kanuni ölen oğlu Şehzade Cihangir için Mimar Sinan’a küçük, tek minareli, ahşap bir camiyi yaptırmış.  Ancak  bu cami depremde yıkılmış, daha sonra yerine yapılan camilerde yangınlarda yanmış. Şu andaki cami 1889′da II. Abdülhamid tarafından yenilen cami olup, dikdörtgen planda, eğimli arazide kurulmuş. İstinat duvarlı avlunun iki kapısı var. 14 m çaplı kubbenin 4 kemerinin köşeleri kule olup, kemer

Edirnekapı

İstanbul müzelerinden en çok ilgimi çekenlerden biri Kariye Müzesidir.  Fotoğraf çekmeyi de çok sevdiğim bir mekandır. Aslında müzenin yer aldığı Edirne Kapı tarihi eserler açısından çok zengin. Edirnekapı Fatih İlçesi’nin sınırları içerisinde yer alıyor. Semt İstanbul’un yedinci tepesi üzerinde. Ana yerleşmesi sur içinde kalıyor.. Sur dışında kalan Edirnekapı Şehitliği ve Edirnekapı Mezarlığı semt bütünlüğü içinde düşünülmektedir. Semtlerin isimlerinin nereden geldiğini merak eder misiniz? Ben semtlerin adları ve tarihleri hakkında bilgi toplamayı severim.  Edirnekapı, adını buradaki sur kapısından almıştır. Kapının Bizans dönemindeki adı “Harisius” veya “Mezarlık Kapısı ” anlamında kullanılan “Miriadron” olmalıdır. Bizans döneminde kapının, merasim kapısı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorları’nın sefere çıkarken veya seferden dönerken bu kapıdan geçtikleri ve kapının Mese (Bizans ve Doğu Roma’da ana yol) üstünde yer aldığı bilinir. Ayrıca bu kapın

Leonardo Da Vinci Gülümsemesi

Da Vinci tablolarında kadınların dudaklarında hep aynı gizemli gülümseme vardır. Leda, Kayalıklar Bakiresi, Azize Anna, Mona Lisa hep aynı gülüşle tablodan bize bakar. Leonardo neyi anlatmak istemektedir? Farklı kişiler bu gülüşü farklı yorumlamışlardır. Vasari insandan daha ilahi güzellikte bir şey der, Müntz kederli ve hayalkırıklığına uğramış bulur, Reymond bu gülüşün Prometheus, Faust, Odipius ve Sfenks’in gülüşü  olarak niteler. Reinach tüm Roma’nın ve Borgia’aların günahlarını bu gülüşte bulur. Tek bir gülüş ve çağlar boyu farklı yorumlar. Bence evrensel ve kalıcı eserin, sanatçının güçü daha iyi anlatılamaz. Not: Gülüş ile ilgili daha detaylı bilgi için P Smith’in Rönesans ve Reform Çağı adlı eserinde 208-209′uncu sayfalara bakabilirsiniz.

UYUYAN GÜZEL BRUGES

BELÇİKA'DA BİR ORTAÇAĞ KENTİ BRUGES Geçen yıl "In Bruges" filmini seyretmiş ve Kuzeyin Venedik'i denilen (Amsterdam için de aynı tanım kullanılıyor ya neyse) bu ortaçağ kentini gezilecekler listeme eklemiştim. Bu liste birnevi benim Bucket List'im. Gitmek istediğim kentleri, gördüğüm  ama tekrar görmek istediğim yerleri yazıyorum. Uzun mu uzun bir liste ve ömrün yetecek mi istediğim tüm gezilere çıkmaya bilmiyorum. Şimdilik düşlemek, planlar yapmak, o kentlerle ilgili film seyretmek ve kitap okumakla yetiniyorum. Aslında belki de bu dönem en güzeli..  Listeme ekleneli sadece bir yıl olmasına rağmen Brugge'e (Flamanlar Brugge, Fransız ve İngilizler Bruges diyor) gitme olanağım geçen ay oldu, oysa örneğin Nairobi-Kenya 30 yıldır listemde ve görmek henüz kısmet olmadı. 1980'lerde babam Cezayir'de çalışıyordu. Yaz tatilinde yanına gittiğimizde, kardeşimle beraber Kenya'ya gidelim diye tutturmuştuk, Cezayir Afrika kıtasında, Kenya'da öyle ya

Önemli Şeylerden Kimse Sözetmezse

Click Here! Sokaktan bir gölge geçiyor, kaldırımla asfaltın üzerine bir an için yuvarlanan soluk bir iz, yanlızca elleri acıyan adamın kızı fark ediyor bunu, zaten böyle şeyler arıyor ve bir ürperti kadar hızla geçtiğini görüp başını kaldırarak ta yukarıda bir çift kanat görüyor;koca gökyüzünde bembeyaz bir çift kanat, peşinden izini süren ince bir buhar kurdelesi ... Not:Önemli şeylerden kimse söz etmese Jon Mc Gregor'un bir kitabı, kurgusu ve dil ile beni çok etkiledi. Bulup, alan Nur'a çok teşekkürler.
Fotoğrafta hiç insan yok diye şikayet edenlere her zaman şu cevabı veririm "Her fotoğrafta herzaman iki kişi vardır: fotoğrafçı ve izleyici" 'To the complaint, 'There are no people in these photographs,' I respond, 'There are always two people: the photographer and the viewer.' Ansel Adams (1902 - 1984)

İSTİKLAL CADDESİ GEZİLERİ -1

foto: Işın Güner Tuzcular-st. Antuan İstiklal caddesinde  amaçsız dolaşmayı, binaları incelemeyi, sahaflara, pasajlara bakmayı ve fotoğraf çekmeyi çok severim. st. Antuan kilisesi beğendiğim ve daha önce de fotoğrafladığım bir eserdir. Bu kez dışarıdan içeriyi çekeyim dedim ve yukarıdaki kareyi çektikten sonra duvarda bir yazı dikkatimi çekti. Bu kilisenin yerinde 1906 yılına kadar bir tiyatro olduğunu biliyor muydunuz? Ben yeni öğrendim ve şaşırdım. St. Antuan’ın daha eski olduğunu düşünüyordum. Istanbul’da tiyatrolar tanzimatla beraber kurulmaya başlanmış. Beyoğlu yakasında  Fransız Tiyatrosu,  Naum Tiyatrosu ve Concordia önemli tiyatrolarmış.  Ne yazık ki Fransız Tiyatrosu üzerine fazla bilgi yok. Beyoğlu’nda ikinci önemli tiyatro binası Naum Tiyatrosunda ise bir zamanlar Bosca adında ünlü bir İtalyan sihirbaz gösteriler yapıyormuş. Fransız Tiyatrosu karşısındaki bugün Saint- Antoine kilisesinin bulunduğu yerde olan Concordia tiyatrosu da dönemin önemli  tiyatrolar

Sanat sürekli insanın varoluşunun nedeni ve temelini arar

Batı sanatının temel alındığı Greklerde temsil görmeyle, duyumla (aisthesis –sonra estetik olacak bir kelime) ya da algılamayla ulaşılabilir olarak düşünülen “gerçeği” betimlemektir ve bu da Rönesans’ta perspektifin bulunmasına, Tanrının yarattığı evrenin kusursuzca yansıtılması düşüncesine temel olmuştur. Sanatçı Rönesans’ta Tanrının yarattığı kusursuz evreni insanlara aktaran/gösteren bir peygamberdir ve çok önemlidir.  Ancak  yaratan değil aktarandır. Rönesans’tan sonra Empresyonistler de dâhil olmak üzere tüm sanatçılar hep var olanın temsiliyle ilgilendiler. Doğa’yı kopya etmenin, çizmenin farklı yönlerini vurguladılar. Kimi ışık, gölge dedi, kimi gözün gördüğü o anı resmetti vs.. Ama hep “Doğa” resmedildi. Ağaç hep ağaçtı.. Varlık nedir? Ontolojik gerçekliliğimiz ne? Kediyi kedi yapan, ağacı ağaç yapan değerler nelerdir?  Biz niye insanız?  Sorgulanmadı.. Sadece Tanrının yarattığı evren temel alındı, Temsil yöntemleri farklılaştırıldı. Daha sonra sanayi devrimi din merk