Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Süleymaniye'de bugün ve geçmiş zaman

İstanbul siluetine damgasını vuran Süleymaniye Camii,  Külliyesi ve civarı gezmeyi sevdiğimiz yerler. Sadece Osmanlı değil, Bizans’tan da günümüze izler taşıyor bu semt, Veznecilerde indiğinizde Bozdoğan su kemerinin bölümleri, eski bir kilise olan Kalanderhane Camii, daracık sokakları; bugün birçoğu harap haldeki eski konakları; bekâr evleri; öğrencileri; fotokopi ve ozalit kokusu, turistleri, hacıları; yüzlerce yıllık yapılarında hayatın hâlâ capcanlı devam ettiği, kozmopolitliğini ve katmanlarını koruyabilen bir semt burası. İ lk durağımız Mimar Sinan'ın şaheseri  Süleymaniye Cami, caminin geniş bahçesinde bir tarafta  Hürrem Sultanın da türbesinin bulunduğu kabirler, diğer tarafta ise  panaromik bir boğaz görüntüsü,  Caminin içi kadar bahçesi de hoşuma gidiyor benim, kadim agaçların altında sonsuza kadar oturup Istanbul'u seyredebilirim ya da seyrederdim bir zamanlar mı demem gerek,  ne yazık ki  restorasyon diye camii karşısındaki yapıları orijinalden büyük yaptıklarından
En son yayınlar

Luvr Apartmanı ve Baylan Pastanesi - Gel Burjuvalarla Kahve İçelim

Bir Louve müzemiz yok ama İstiklal Caddesinde Lurv apartmanı var, Victor Adaman 'ın 1900'lerin başında tasarladığı bu apartman Balo sokak ve Yeşilçam sokağı arasında İstiklal caddesinde yer alıyor. 1957 yılına kadar Baylan Pastanesi bu binadaymış, sonra IKSV'de Deniz Palas'a taşınmadan önce bu binada uzun yıllar kalmış. Sefertası gibi bir bina diye nitelendiriliyor. Sevdiğim bir yapı benim. Luvr Apartmanı demek biraz da Baylan Pastanesi demek aslında Baylan Pastanesi, Loryan pastanesi olarak 1923'te Filip Lenas tarafından Deva Çıkmazı'nda kurulmuş . 1928 yılında İstiklal Caddesi’nde, Atlas Pasajı’nın karşısındaki Luvr Apartmanı’na taşınması popülerliğini arttırmış. 1934’te dükkân isimlerinin Türkçeleşmesine yönelik çıkan yasa, Loryan’ı “Baylan”a dönüştürüyor. Baylan'da bir çok anı var kuşkusuz ama okuduklarımdan en çok hoşuma giden ; ‘GEL BURJUVALAR GİBİ BİR KAHVE İÇELİM’ “Orhan Kemal, İstiklal Caddesi’nde Galatasaray’a doğru yürürken Attilâ İlhan ile

10 ekim Dünya Akıl sağlığı Günü aslında

10 Ekim  Dünya Akıl Sağlığı Günü. Pek bir ciddiyet ile kutlanıyor tüm dünyada, psikiyatrı dernekleri demeç üstüne demeç veriyorlar, bu yılın teması “Gençler ve Değişen Ruh Sağlığı”, gençlerde şiddet bağımlılığı, madde bağımlılığı ana başlıklar. Etkinlikler de düzenleniyor McLaren Formula 1 takımı pilotları Lando Norris ve Carlos Saintz Jr. özel tasarım kasklarla yarışıp, 70,000 Euro bağış toplamış. Etkinliğin fotoğrafına bakıyorum iki genç, yakışıklı erkek, renkli kasklar, arka fonda formula 1 arabaları ile macera, adrenalin, keyif duyumsadıklarım.   Konu ağır olsa da aydınlık bir gün 10 Ekim Batı Dünyasında, umut barındırıyor. Akıl sağlığı yerinde gençler yetiştirme umudu. Ben ise 10 Ekim dendi mi paramparça kelimelerle dehşeti düşünüyorum. Yanık ceset kokusu, ağlayan, inleyen insanlar…10 Elim dendi mi bir görüntü kaplıyor zihnimi, tek bir spor ayakkabı savrulmuş bir kenara.    Kan,        ruh ağrısı,                            akıl uçması tüm yaşananlar. Bomba bu kelime d

Barın Han'da sanatsal kompost

Bu seneki Bianelde ilk durağımız Barın Han,  Uzun yıllar boyunca hat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın stüdyosu olan mekân 2019’dan beri sergilere, sanatçı atölyelerine ve buluşmalara kucak açıyor yazıyor İKSV bülteninde, nerede bu han bilmiyorum, Erhan bey'e sorduğumda Basın müzesine yakın cevabı alıyorum. Bir kaç arkadaş Sirkeci'de buluşup tramvay ile Sultan Ahmet'e gidiyoruz, Neyya yaratıcı yazarlık atölyemizin diğer arkadaşlarıyla da Basın Müzesinde buluşup, Barın han'a gidiyoruz. Gidiyoruz gitmesine de hemen içeri giremiyoruz, karekodu telefonumuza yükleyip, sorulara cevap verip içeri gireceğiz. Dijital göçmen olmak zor, oğlum bu karekodu öğretmişti ama o an hangi menüden bulamıyorum, arıyorum, hemen bana festival giriş kodu yolluyor ama bu arada çabamızı gören görevliler bizi içeriye geçiriyorla r.  Bu sene belirli bir tema yok.    Bienal’in oluşumunu bir kompost işlemi olarak tanımlamak istedik. Kompost, kendi yerinde ve kendi hızında, müşterek olarak geliştirileb

Artık Hiç Üzülmeyelim Sokağı

Canan Torun Gece zifiri karanlık, yeni ay zamanı ama hiç yıldız da yok.   Uyku tutmadığı gecelerden biri ve yine ekoseli kırmızı battaniyeme sarılmış balkonda oturuyorum.   Kederli ya da üzgün değilim sadece bir boşluktayım, sonsuz karanlık bir boşlukta.   Başımı omzuna dayamak istiyorum, omzun yok.   İyice hissizleşiyorum, boşluğun içinde kaybolup gidiyorum.   Uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum ders çalışamıyorum. Sadece gözlerimi gecenin karanlığına dikip, öylece duruyorum.   İki damla gözyaşı akıtsam, bir arkadaşımı arasam, döksem içimi, ah, vah etsem ya da gecenin sessizliğini bir bıçak darbesi gibi çığlığımla yarsam, bir bir yansa karşı apartmanların ışığı, kimseye aldırmadan, kendime aldırmadan ağlasam, ağlasam… Ertesi sabah derse girmeye niyetlenip fakülteye gitsem de amfiye girmek istemedi canım, ayaklarım beni sahaflara götürdü. Kitapları incelemek oyaladı biraz zihnimi, neden sonra o kitabı aldım elime. Nazlı Eray’dan “Eski Gece Parçaları”.   Adını sevmiştim, sayfaları hızlı

Pala Hayriye

 Ne zamandır okuyacağım, kütüphanede bana bakıyor.  Geçen gün sahile giderken attım çantama.  Kulağıma durmadan yürü diye fısıldayan, gittikçe uğultuya dönüşen, menşei belirsiz bir ses çalınıyordu. Gökyüzü pusunu üzerime kusuyor, beni yutmaya yelteniyordu. Boyun eğmek, geri dönmek yoktu. Yolu bir çaprazına, bir dikine dilimledim. Sonunda bitap düşüp bir merdivenin başında durdum. Çöksem olduğum yerde uyuyacak, soğuğun ikide bir dürten dikenli ellerinde yığılıp kalacaktım. Artık bir evim yoktu ama bir okulum vardı. Ailemi yeni arkadaşlarımdan kuracak, atanmışlarla değil, seçilmişlerle mutlu mesut yaşayacaktım. Hayriye on sekizine bastığı gün ve evden kaçar. Meşhur olmak için değil. Bir şekilde kazandığı üniversitede okuyabilmek için. "İki minibüs parası kadar canla" karlı bir günde yola çıkmıştır,  o canlardan birini yolda düşürse de geri dönmez.  Ağabeyi ya da mahallelinin görmesinden korkarak ilerler.  Görürse biri tüm hayalleri başalamadan bitecektir, korkar ama yolundan da

Yazı Egzersizi - Havlakyanın Laneti

İki yılı aşkın süredir haftada bir buluşup yazıyoruz. Arada da whatsup üstünden haberleşip, yazdığımız oluyor.  O gün kendiliğinden, spontene, müthiş bir hikaye çıktı.  Benim parçalarımdan birini ekte paylaştım.  Bütünü görmek için : https://gzgruhlu.blogspot.com/2022/09/havlakyann-naleti-agustos-gotigi.html Yerin altından yukarı çıkaran yürüyen merdiven astımlı gibi hırıldıyordu oysaki 50 metre ötesi ağaç... İçi karanlık merdivenin, gökyüzüne, ağaca doğru kayarak yol aldığının farkında değil. Havlaklaya'nın laneti benliğini kaplamış, aydınlığa kör. Havlaklaya'yı reis belleyen  yaşlı amcalar için bu park  bir soluk, bir hoşluk bu banklar, boş yaşamlarında bir yürek çırpıntısı... karşı bankta bir genç uyumakta. Havlaklaya düzeninin kaybedeni.  Savaşmasaydık bu yeşil parçası için, direnmeseydik nerede olurdu bu insanlar?  Yunus havuzunda  Fıskıye çalıştı, çiçekçi gelip kokinaları yunus havuzuna batırıp çıkardı kimbilir hangi titiz ev hanımı koklayacak.  Kent polisleri teftişe çık