Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Artık Hiç Üzülmeyelim Sokağı

Canan Torun Gece zifiri karanlık, yeni ay zamanı ama hiç yıldız da yok.   Uyku tutmadığı gecelerden biri ve yine ekoseli kırmızı battaniyeme sarılmış balkonda oturuyorum.   Kederli ya da üzgün değilim sadece bir boşluktayım, sonsuz karanlık bir boşlukta.   Başımı omzuna dayamak istiyorum, omzun yok.   İyice hissizleşiyorum, boşluğun içinde kaybolup gidiyorum.   Uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum ders çalışamıyorum. Sadece gözlerimi gecenin karanlığına dikip, öylece duruyorum.   İki damla gözyaşı akıtsam, bir arkadaşımı arasam, döksem içimi, ah, vah etsem ya da gecenin sessizliğini bir bıçak darbesi gibi çığlığımla yarsam, bir bir yansa karşı apartmanların ışığı, kimseye aldırmadan, kendime aldırmadan ağlasam, ağlasam… Ertesi sabah derse girmeye niyetlenip fakülteye gitsem de amfiye girmek istemedi canım, ayaklarım beni sahaflara götürdü. Kitapları incelemek oyaladı biraz zihnimi, neden sonra o kitabı aldım elime. Nazlı Eray’dan “Eski Gece Parçaları”.   Adını sevmiştim, sayfaları hızlı
En son yayınlar

Pala Hayriye

 Ne zamandır okuyacağım, kütüphanede bana bakıyor.  Geçen gün sahile giderken attım çantama.  Kulağıma durmadan yürü diye fısıldayan, gittikçe uğultuya dönüşen, menşei belirsiz bir ses çalınıyordu. Gökyüzü pusunu üzerime kusuyor, beni yutmaya yelteniyordu. Boyun eğmek, geri dönmek yoktu. Yolu bir çaprazına, bir dikine dilimledim. Sonunda bitap düşüp bir merdivenin başında durdum. Çöksem olduğum yerde uyuyacak, soğuğun ikide bir dürten dikenli ellerinde yığılıp kalacaktım. Artık bir evim yoktu ama bir okulum vardı. Ailemi yeni arkadaşlarımdan kuracak, atanmışlarla değil, seçilmişlerle mutlu mesut yaşayacaktım. Hayriye on sekizine bastığı gün ve evden kaçar. Meşhur olmak için değil. Bir şekilde kazandığı üniversitede okuyabilmek için. "İki minibüs parası kadar canla" karlı bir günde yola çıkmıştır,  o canlardan birini yolda düşürse de geri dönmez.  Ağabeyi ya da mahallelinin görmesinden korkarak ilerler.  Görürse biri tüm hayalleri başalamadan bitecektir, korkar ama yolundan da

Yazı Egzersizi - Havlakyanın Laneti

İki yılı aşkın süredir haftada bir buluşup yazıyoruz. Arada da whatsup üstünden haberleşip, yazdığımız oluyor.  O gün kendiliğinden, spontene, müthiş bir hikaye çıktı.  Benim parçalarımdan birini ekte paylaştım.  Bütünü görmek için : https://gzgruhlu.blogspot.com/2022/09/havlakyann-naleti-agustos-gotigi.html Yerin altından yukarı çıkaran yürüyen merdiven astımlı gibi hırıldıyordu oysaki 50 metre ötesi ağaç... İçi karanlık merdivenin, gökyüzüne, ağaca doğru kayarak yol aldığının farkında değil. Havlaklaya'nın laneti benliğini kaplamış, aydınlığa kör. Havlaklaya'yı reis belleyen  yaşlı amcalar için bu park  bir soluk, bir hoşluk bu banklar, boş yaşamlarında bir yürek çırpıntısı... karşı bankta bir genç uyumakta. Havlaklaya düzeninin kaybedeni.  Savaşmasaydık bu yeşil parçası için, direnmeseydik nerede olurdu bu insanlar?  Yunus havuzunda  Fıskıye çalıştı, çiçekçi gelip kokinaları yunus havuzuna batırıp çıkardı kimbilir hangi titiz ev hanımı koklayacak.  Kent polisleri teftişe çık

Kınalıada'da denize girmek

  Adalar değince öncelikle Büyükada’yı anlardım ben. Özellikle Nisan, Mayıs ayında Büyükada’da ara sokaklarda erguvanlar, mimozalar, ıhlamurlar,    at kestaneleri arasında gezinmeyi, ahşap konakları seyretmeyi, faytona binmeyi severdim Aya Yorgi’ye yürüyerek çıkardık, çamların arasında salaş bir çay bahçesi vardı. Uzun zamandır Büyükada’ya gitmedim, pahalılık, kalabalık, Araplar,, kalabalık, paha…Ara… Burgazada’da Kalpazankaya’ya yürür olduk nicedir, daha küçük olsa da ada ahşap köşkler, boyalı merdivenler, Sait Faik, Mimozalar… Eski zamanların fısıltıları köşelere sinmiş, unutulmuş gülüşlerin ekoları kayalıklarda, sığınacak liman, kaosun sarmalında, bir nefeslik huzur belki de. Araplar orayı da keşfetmiş dediler, Madam Marta Plajı bile gizemini , yalnızlığını koruyamamış, gazeteler de, makalelerde, tweetlerde… Bu sene sezona Kınalı ile başladık. Kayalık salaş bir plajda, martılar, güvercinlerle güneşlenip, denize girdik.    Çocukluğumuzun Marmara Denizini hatırlatan bir havası vardı b

Yeni Öyküler, yeni yazarlar okuduklarım, okuyacaklarım.... 2020'lerde Türk Öykücülüğü

Bir okur ve öykü yazarı olarak son on yılda özellikle öykü yazarların çoğaldığını görüyorum, bir çok yeni yazarın kitaplarını okudum, çok beğendiklerim, iki öykü okuyup rafa geri koyduklarım. Ah... böyle yazsam dediklerim. Ben daha iyi yazıyorum diye orada burada dedikodusunu ettiklerimle... Epey günceli takip etmeye çalışıyorum.     Duvar gazetesinde 2000’li yılların başlarında neredeyse 2017 yılına kadar edebi eserlerin basımında sürekli bir artış söz konusu olduğu, 2000’li yılların ilk on üç yılında basılan yeni roman sayısının, Cumhuriyetin ilanından 2000’e kadar basılan yeni roman sayısını geçtiği belirtilmekte.  Öyküde de aynı artış söz konusu.  Kitap fuarlarında bu artışı çok bariz görebiliyorum.    Özellikle yeni nesil öykü yazarları etkileyici eserlerle okurla buluşuyorlar.  1970'ler de ve daha çok ta 1980'lerde doğan  bu yeni bir kuşak, kendi dertlerini, biçimlerini, üsluplarını, imgelerini yaratıyorlar.  Bir çok yazar da  farklı biçim ve üslupların deniyor.  Yeni kuş

Bakire Kacharitormene Manastırı'nın Odalar Camii'ne dönüşmesi ve zamanla yok olması

  Anna Komnena hakkında okurken onun erkek kardeşinin yerine  tahtta çıkmaya çalıştığı başarısız olunca da  Bakire Kacharitomene Manastırına kapandığını okudum.  Nerdeydi bi manastır? Uzun araştırmalar sonunda  Bakire Kecharitomene manastırının Fatih'te olduğu ve fetihten sonra 1640 yılında camiye dönüştürülüp, Odalar Camii adını aldığını öğrendim.  Kemankeş Mustafa Camii'de diğer adı.  Camii 1919'da yanmış ve harabe olarak kalmıştır. Bazı duvarları halan binaların arasında var olmaya çalışmaktadır.  Binanın kalıntıları  İstanbul'da  ,  Fatih  ilçesinde, Salmatomruk semtinde, Edirne Kapı'dan (Charisius'un antik  Kapısı  ) çok uzak olmayan ,  Kariye Kilisesi  ile  Fethiye Camii'nin hemen  hemen ortasında yer almaktadır .  [2]  Bir avlu içinde kalan az sayıda kalıntıya  Müftu Sokaĝi 20-22  üzerine inşa edilmiş modern bloklardan erişilebilir Bizans döneminde bölgede birkaç manastır bulunuyordu;  St. John'a adananManuel Manastırı bunlardan biridir.  İlk man

Prensesin İzinde Anna Comnena

  Anı yazarı, tarihçi Anna Comnena, 15 ciltlik anılarında saraydaki günlük yaşamı, özellikle de babasının 1069 ve 1118 yılları arasındaki yaşamını anlatır. 1096-1099 yılları arasında yapılan birinci Haçlı Seferi ordusunun Konstantinopolis'e varışı, babası İmparator I. Alexius'un kenti haçlı ordusuna karşı savunma stratejilerine özel önem atfeder. Anılarının içeriği nedeniyle dünyanın ilk kadın tarihçisi de sayılan Anna Comnena'nın çalışmaları, günümüz tarih bilimi için, özellikle de haçlı seferleri tarihini ve 11. ve 12.yy. Bizans tarihini belgeleyen en önemli kaynaklardan biridir. Anna, babasının ölümünden sonra, sınırları İtalya'dan Ermenistan'a kadar uzanan Bizans İmparatorluğu'nun tahtına geçmek üzere eğitildi. Fakat bir erkek kardeşinin doğması nedeniyle İmparatoriçe olamadı. Anna'nın yaşadığı çağda Bizanslı kadınlar  Gyneceum  adı verilen, kadınların yaşadığı mekânlarda hayatlarını sürdürmek ve kamusal mekanları kullandıklarında ise, sadece gözlerini a