Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2000 yıllar - Türk Öykücülüğü

Bir okur ve öykü yazarı olarak son on yılda özellikle öykü yazarların çoğaldığını görüyorum, bir çok yeni yazarın kitaplarını okuduk beğendik.    Duvar gazetesinde 2000’li yılların başlarında neredeyse 2017 yılına kadar edebi eserlerin basımında sürekli bir artış söz konusu olduğu, 2000’li yılların ilk on üç yılında basılan yeni roman sayısı, Cumhuriyetin ilanından 2000’e kadar basılan yeni roman sayısını geçtiği belirtilmekte.  Özellikle kitap fuarlarında bu artışı çok bariz görebiliyoruz.    Özellikle yeni nesil öykü yazarları etkileyici eserlerle okurla buluşuyorlar.  1970'ler de ve daha çok ta 1980'lerde doğan  bu yeni bir kuşağın, kendi dertlerini, biçimlerini, üsluplarını, imgelerini yarattığı görebiliyoruz.  Bir çok yazar da  farklı biçim ve üslupların deniyor.  Yeni kuşak öykücülerden  Fadime Uslu  öykünün diğer türlerle sınırlarını saydamlaştırdığını belirtmektedir. . İlhan Durusel’in gölge oyununu öykülerine dahil edişini ve parodiyi etkin kullanışını (bkz. Gül Öksüre
En son yayınlar

Bakire Kacharitormene Manastırı'nın Odalar Camii'ne dönüşmesi ve zamanla yok olması

  Anna Komnena hakkında okurken onun erkek kardeşinin yerine  tahtta çıkmaya çalıştığı başarısız olunca da  Bakire Kacharitomene Manastırına kapandığını okudum.  Nerdeydi bi manastır? Uzun araştırmalar sonunda  Bakire Kecharitomene manastırının Fatih'te olduğu ve fetihten sonra 1640 yılında camiye dönüştürülüp, Odalar Camii adını aldığını öğrendim.  Kemankeş Mustafa Camii'de diğer adı.  Camii 1919'da yanmış ve harabe olarak kalmıştır. Bazı duvarları halan binaların arasında var olmaya çalışmaktadır.  Binanın kalıntıları  İstanbul'da  ,  Fatih  ilçesinde, Salmatomruk semtinde, Edirne Kapı'dan (Charisius'un antik  Kapısı  ) çok uzak olmayan ,  Kariye Kilisesi  ile  Fethiye Camii'nin hemen  hemen ortasında yer almaktadır .  [2]  Bir avlu içinde kalan az sayıda kalıntıya  Müftu Sokaĝi 20-22  üzerine inşa edilmiş modern bloklardan erişilebilir Bizans döneminde bölgede birkaç manastır bulunuyordu;  St. John'a adananManuel Manastırı bunlardan biridir.  İlk mana

Prensesin İzinde Anna Comnena

  Anı yazarı, tarihçi Anna Comnena, 15 ciltlik anılarında saraydaki günlük yaşamı, özellikle de babasının 1069 ve 1118 yılları arasındaki yaşamını anlatır. 1096-1099 yılları arasında yapılan birinci Haçlı Seferi ordusunun Konstantinopolis'e varışı, babası İmparator I. Alexius'un kenti haçlı ordusuna karşı savunma stratejilerine özel önem atfeder. Anılarının içeriği nedeniyle dünyanın ilk kadın tarihçisi de sayılan Anna Comnena'nın çalışmaları, günümüz tarih bilimi için, özellikle de haçlı seferleri tarihini ve 11. ve 12.yy. Bizans tarihini belgeleyen en önemli kaynaklardan biridir. Anna, babasının ölümünden sonra, sınırları İtalya'dan Ermenistan'a kadar uzanan Bizans İmparatorluğu'nun tahtına geçmek üzere eğitildi. Fakat bir erkek kardeşinin doğması nedeniyle İmparatoriçe olamadı. Anna'nın yaşadığı çağda Bizanslı kadınlar  Gyneceum  adı verilen, kadınların yaşadığı mekânlarda hayatlarını sürdürmek ve kamusal mekanları kullandıklarında ise, sadece gözlerini a

Fecri Ebcioğlu

  Levent’te inip Boğaziçi – Hisarüstü metrosuna doğru yürüyorum, üniversiteyi okumak için gelip, anneannemlerin yanında 4. Levent’teki evde kaldığım günler geliyor aklıma.   Otobüse binip 1. Levent’e gelir, Melodi pasajının içinden geçerek Etiler yoluna inerdim. Melodi pasajında sinema ve birçok butik vardı. Evden sırf o butiklere bakmak için erken çıkardım. Sinemaya da sık sık giderdik. Pasajından çıkınca karşıya geçer Hisarüstü otobüsünü beklerdim. Durağa yakın evlerin birinde giriş katında Fecri Ebcioğlu otururdu, yaşlanmıştı, camdan öylesine donuk gözlerle baktığını hatırlıyorum. O yalnız, yaşlı adam Alpay’ın çok sevdiğim hayaldeki resim şarkısının söz yazarı mıydı sahi… Fecri Ebcioğlu’nu ilk gördüğüm gün Manzara dediğimiz denize nazır banklarda otururken benim gibi Ankaralı arkadaşım Aslı’ya anlatmıştım bu karşılaşmayı.   Fecri Ebcioğlu’ndan çok Alpay’la ilgilenmişti.   Ankara’da Kızılay’da pasajda Alpay’ın eşinin çorapçı mağazası vardı, okul çıkışı hep o pasaja uğrardık, Alpa

Replikler nereye kaçışır ?

  Bir zamanların Fransız koleji sonraları Ermeni okulu olan, çiçeği burnunda cumhuriyette Halk evi olarak kullanılan, 1960 ihtilaliyle adliye yapılan, iyice yaşlanıp, yorulunca semtin sanatçılar derneğine tahsis edilen, üç katlı, yeşil boyalı kâgir konağın bahçesinde asırlık çınarların altına, o sıcak haziran sabahı erkenden gelmiş oturmuştu. Çaycı neredeydi? Niçin konağı daha açmamışlardı? Kolları eprimiş ama tertemiz ve jilet gibi ütülü takım elbisesi, papyonu, elinde gümüş saplı bastonu ile başka zamanların adamıydı. Yalnız, anlaşılmaz, unutulmuş. Kimseler gelmedi uzun süre, uyuyakaldı eğritti oturduğu sandalyenin üzerinde.. Kedi geldi bacaklarına sürtündü, sonra o da adamın yanında uyudu… Neden sonra çaycı, ikinci başkan, sekreter gülüşerek bahçeden içeri girdiler. On ilk gören çaycı Murat oldu. -Başkanım çınarın altında uyuyor. -Her bayram bunu yapıyor dedi ikinci başkan, başını iki yana sallayarak. -Kargalar kahvaltısını yapmadan gelip oturuyor bahçede. “Yarım saate h

Drive my car - Araba Sevdası

Taşlık sahaf kafede  Murat Can Aşlak'ın sunumunda filmin vizyona gireceğini öğrenmiştim. Murakami'nin Kadınsız Erkekler adlı öykü kitabından bir hikaye Drive My Car,  Bir Beatles şarkısının adı aynı zamanda.  Murakami sevgim malum.   Hemen gitmeli diye düşünmüştüm. Pandemide sinemaya gitmek tedirgin edici, hele üç saatlik bir film için gitmek daha da zor geliyor insana. İlk gösterimlerde o nedenle gitmedik, Netflix'e gelir ve rahat seyrederiz diye de düşünüyorduk ama olmadı.  Sonunda Nisan başı gitmeye karar verdiğimizde Marmara Forumda saat 21:30'da günde tek seans oynadığını gördük. Çok geç bir saatti bizim için. Vizyonda başka nerelerde var diye aradık, Akmerkez'de sabah 11 seansı vardı. Bakırköy'den Akmerkez'e sabah erken gitme fikri de cazip gelmedi sonunda karşı yakaya baktık, Capitol'de 15 civarı bir seans vardı, gitmek için sözleştik ama beraber gideceğim arkadaşlardan biri korona olduğunu gelemeyeceğini söyledi sinema günümüzden önce. Onsuz da g