Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kolaj Montaj

  Kolaj Resim sanatında ortaya çıkıp oradan romana geçmiş bir tekniktir.  Kolaj, farklı nitelikteki metinlerin bir araya getirilmesiyle oluşur. Bunlar; sözlük ya da ansiklopedi maddesi, çalışma notu/müsvedde, dipnot, gazete yazısı, yemek tarifi, takvim yaprağı, mektup, günce ya da edebi türlerden biri olabilir. Kolaj tekniği, ilkin modernist yazarlar tarafından kullanılmış, sonrasında postmodernistlerin çokça kullandığı tekniklerden birisi haline gelmiştir. Postmodern  roman -modernist romanın aksine-  kolaj tekniğini eserin bütüncüllüğü bozmak, yapıyı dağınıklaştırmak için kullanılmıştır.  Postmodern romanda alıntılanan metin, romanı kesintiye uğratmak için özellikle ham haliyle kullanılır. Buradaki  amaç metnin bir kurgu olduğunu okuyucuya hissettirmektir. Dolayısıyla, kolaj farklı söylem alanına ait bir metin parçasının, kendi özgün biçimiyle ana metne yerleştirilmesi / yapıştırılması şeklinde uygulanan bir tekniktir. Kolaj Örnekleri Hilmi Yavuz'un " Fehmi K.'nın Acayip
En son yayınlar

Michael Cunningham'ın Akşam Karanlığında-Gece İnerken

Kitap kulübümüzün Aralık ayı kitabı Micheal Cunningham'ın Gece İnerken kitabıydı. Michael Cunningham 'ın ilk kitabı ‘Golden States’i 1984’te yayınlamış olsa da onu dünyaya tanıtan kitabı ‘Saatler’dir.  1998’de yayınlanan ‘Saatler’, Cunningham’a 1999’da Pulitzer Ödülü ile Pen / Faulkner Ödülü’nü kazandırmıştır.  Ben yazarın Saatler adlı romanını okumuş çok beğenmiştim. Saatlerin sinemaya uyarlanması da çok başarılıdır. Roman Virginia Woolf'un Miss Dolaway romanına gönderme yapan bir kitap. Cunnigham post modern üslübu ve klasik edebiyata göndermeleriyle bilinen bir yazar. Gece inerken ise daha klasik roman formatında yazılmış, ilk bakışta Thomas Mann'ın Venedik'te ölüm romanına gönderme yapıldığı düşünülse de romanın içinde başka ustalardan, unutulmaz karakterlerden izler var. Yine Thomas Mann'In Büyülü Dağ , John Cheever,   Donald Barthelme, Raymond Carver, Hawthorne ve Artur Miller'in  Satıcının ölümü 'ne göndermeler var ayrıca  Scott Fitzgerald'

Obrukların Dibinde Olmak - Kurak Günler

Hiç olmadığı kadar yoğun bir aralık ayı yaşıyorum, Gazhane’de öykü atölyesi devam ediyor, Suat Derviş sunumu, başka sunumlar, Emily Dickinson makalesi, Masumiyet ve Hassasiyet okuması, Gece İnerlen okuması, üstüne Üstelik doğum günleri, yaklaşan yeni yıl, ev işleri… nefes alacak vaktim yok, yok olmasına da bir pazartesi atölyeyi asıp Kural Günlere gidebilmişim ve Erhan bey yazmamı söylüyor, yazamam vaktim yok diyorum kabul etmiyor. Yazabilir miyim derken bilgisayarımı açıyorum. Zor bir film, etkili bir film… Soluk soluğa başladı, kaçanın bakışından kasabayı dolaştırdı, kamera arada kan kokusundan çılgına dönmüş avcılara döndü… Sonra sokaklar dolusu kan…kan izi… öldürmekle içlerindeki vahşiliği yatıştıramayan avcılar, hayvanın postunu da sürüklediler sokaklarda… Çoluk, çocuk, erkek, kadın çığlık atarak ,kan kokusuyla kendinden geçmiş, bir pagan ayininde ya da cadı avında gibi bu ilkel kanlı geçide katıldılar.  Yıllar önce treking yaparken bu avcıları görmüştüm ben, delik deşik ettikle

Eirene Kulesi

  EİREN (İrene) KULESİ  Reklamlar İnstagramda dönmeye başladığında şaşırdım, İrene Kulesi neredeydi? Hiç duymamıştım ki İstanbul'da çok gezen biriyimdir, tarihi binaları da çok severim.  Valide Han restore edilecekti, onun içinde bir yer mi? Çok merak ettim, pandemiden bu yana oralara da gidememiştim. İlanlarda sanat galerisi ve kafe gibi olduğu izlenimi vardı. Jale Sancak hocamız kitap değerlendirme dersimizi İrene Kulesinde yapalım değince de çok sevindim.  Eminönü'nde yokuşu çıkıp, biraz arayarak bulduk İrene Kulesini, maalesef Valide Han restore olmamış, eskisinden de harap,yıkık, üstelik terk edilmiş. Valide Handan geçip arka kapısından Sağır Han'a ulaştık, tekstilciler var burada, uzun yarı karanlık koridorlar, nereye çıktığı bilinmeyen yıpranmış merdivenler, tarihi tonozlarda ağaçlar ... gotik, tekinsiz bir mekan, zamansız da sanki. Karanlık koridordan bir bizanslı muhafız çıkıp gelecek sanki.  Sonunda bulduk  İrene Kulesini. Sanat eserleri eski Bizans yapısına yakı

Süleymaniye'de bugün ve geçmiş zaman

İstanbul siluetine damgasını vuran Süleymaniye Camii,  Külliyesi ve civarı gezmeyi sevdiğimiz yerler. Sadece Osmanlı değil, Bizans’tan da günümüze izler taşıyor bu semt, Veznecilerde indiğinizde Bozdoğan su kemerinin bölümleri, eski bir kilise olan Kalanderhane Camii, daracık sokakları; bugün birçoğu harap haldeki eski konakları; bekâr evleri; öğrencileri; fotokopi ve ozalit kokusu, turistleri, hacıları; yüzlerce yıllık yapılarında hayatın hâlâ capcanlı devam ettiği, kozmopolitliğini ve katmanlarını koruyabilen bir semt burası. İ lk durağımız Mimar Sinan'ın şaheseri  Süleymaniye Cami, caminin geniş bahçesinde bir tarafta  Hürrem Sultanın da türbesinin bulunduğu kabirler, diğer tarafta ise  panaromik bir boğaz görüntüsü,  Caminin içi kadar bahçesi de hoşuma gidiyor benim, kadim agaçların altında sonsuza kadar oturup Istanbul'u seyredebilirim ya da seyrederdim bir zamanlar mı demem gerek,  ne yazık ki  restorasyon diye camii karşısındaki yapıları orijinalden büyük yaptıklarından

Luvr Apartmanı ve Baylan Pastanesi - Gel Burjuvalarla Kahve İçelim

Bir Louve müzemiz yok ama İstiklal Caddesinde Lurv apartmanı var, Victor Adaman 'ın 1900'lerin başında tasarladığı bu apartman Balo sokak ve Yeşilçam sokağı arasında İstiklal caddesinde yer alıyor. 1957 yılına kadar Baylan Pastanesi bu binadaymış, sonra IKSV'de Deniz Palas'a taşınmadan önce bu binada uzun yıllar kalmış. Sefertası gibi bir bina diye nitelendiriliyor. Sevdiğim bir yapı benim. Luvr Apartmanı demek biraz da Baylan Pastanesi demek aslında Baylan Pastanesi, Loryan pastanesi olarak 1923'te Filip Lenas tarafından Deva Çıkmazı'nda kurulmuş . 1928 yılında İstiklal Caddesi’nde, Atlas Pasajı’nın karşısındaki Luvr Apartmanı’na taşınması popülerliğini arttırmış. 1934’te dükkân isimlerinin Türkçeleşmesine yönelik çıkan yasa, Loryan’ı “Baylan”a dönüştürüyor. Baylan'da bir çok anı var kuşkusuz ama okuduklarımdan en çok hoşuma giden ; ‘GEL BURJUVALAR GİBİ BİR KAHVE İÇELİM’ “Orhan Kemal, İstiklal Caddesi’nde Galatasaray’a doğru yürürken Attilâ İlhan ile

10 ekim Dünya Akıl sağlığı Günü aslında

10 Ekim  Dünya Akıl Sağlığı Günü. Pek bir ciddiyet ile kutlanıyor tüm dünyada, psikiyatrı dernekleri demeç üstüne demeç veriyorlar, bu yılın teması “Gençler ve Değişen Ruh Sağlığı”, gençlerde şiddet bağımlılığı, madde bağımlılığı ana başlıklar. Etkinlikler de düzenleniyor McLaren Formula 1 takımı pilotları Lando Norris ve Carlos Saintz Jr. özel tasarım kasklarla yarışıp, 70,000 Euro bağış toplamış. Etkinliğin fotoğrafına bakıyorum iki genç, yakışıklı erkek, renkli kasklar, arka fonda formula 1 arabaları ile macera, adrenalin, keyif duyumsadıklarım.   Konu ağır olsa da aydınlık bir gün 10 Ekim Batı Dünyasında, umut barındırıyor. Akıl sağlığı yerinde gençler yetiştirme umudu. Ben ise 10 Ekim dendi mi paramparça kelimelerle dehşeti düşünüyorum. Yanık ceset kokusu, ağlayan, inleyen insanlar…10 Elim dendi mi bir görüntü kaplıyor zihnimi, tek bir spor ayakkabı savrulmuş bir kenara.    Kan,        ruh ağrısı,                            akıl uçması tüm yaşananlar. Bomba bu kelime d